






| Medhi Rasül [29-58. Beytler] |
|
|
|
| İnce Kitaplar - Kasidei Bürde Dersleri | |||
|
بسم الله الرحمن الرحيم {٢٩} ظَلَمْتُ سُنَّت مَنْ اَحْيَ الظَّلاَمَ اِلَى اَنِ اشْتَكَتْ قَدَماَهُ الضُّرَّ مِنْ وَرَمٍ Böylece ben zulm ettim,
zalimlik yaptım”terk ettim” ظَلَمْتُ *** Karanlık geceleri, mubarek kademi şerifleri şişmekten dolayı olan ızdırabdan, hastalıktan incilinceye kadar, rahatsız oluncaya kadar ihya eden ol bir Rasülü Zişanın sünnetine,Nebiyyi İhlasın sünnetine zulm ettim, zalimlik yaptım.
{٣٠} وَشَدَّ مِنْ سَغَبٍ اَحْشَاءَهُ وَطَوَى تَحْتَ الْحِجاَرَةِ كَشْحاً مُتْرَفَ الاَْدَمِ O Nebiyyi muhterem
bağladı وَشَدَّ *** O Nebiyyi muhterem açlıktan dolayı, açlığın verdiği ızdırabtan dolayı mubarek batnını, karnını bağladı. Cildi gayet yumuşak olan, ipek gibi olan mubarek yanlarını, böğrünü taşın altına dürdü.
{٣١} وَرَاوَدَتْهُ الْجِبَالُ الشُّمُّ مِنْ ذَهَبٍ عَنْ نَفْسِهِ فَاَرَاهَا اَيَّماَ شَمَمٍ O Nebiyi muhteremden
talebde bulundu, وَرَاوَدَتْهُ *** Altından olan yüce yüksek dağlar, semaya ser çekmiş olan, semaya başını uzatmış olan yüce dağlar, o Nebiyyi zişanın zatından, talebde bulundu, şiddetle arzu etti, Rasulullah Efendimiz, yüksekliğin nerede olduğunu( kendisinin Âli, yüksek olduğunu) o dağlara gösterdi. [Yani Hz. Allah'ın emri ile bütün yüce dağlar “ Ya Rasulallah biz senin emrine amadeyiz, içimiz altından dolu bizden ne istiyorsan al kullan" dedikleri zaman ihtiyacı olduğu halde "benim size ihtiyacım yok, benim dünya ile alakam yoktur, gidiniz" diyerek yüceliğini gösterdi.]
{٣٢} وَاَكَّدَتْ زُهْدَهُ فِيهاَ ضَرُورَتُهُ اِنَّ الضَّرُورَةَ لاَتَعْدُو عَلَى الْعِصَمِ Te'kidledi, takviye eyledi وَاَكَّدَتْ *** O Nebiyyi muhteremin ihtiyaç içinde olması muhakkak onun zarureti ihtiyacı ismetler üzerine, ismet sıfatı üzerine galip gelmeyeceği, tecavüz etmeyeceği için altından olan cibali şüm hakkındaki zühdünü, dünyaya rağbet etmediğini te'kidledi, takviye eyledi.
{٣٣} وَكَيْفَ تَدْعُو اِلَى الدُّنْيَا ضَرُورَةُمَنْ لَوْلاَهُ لَمْ تَخْرُجِ الدُّنْيَا مِنَ الْعَدَمِ Nasıl davet eder, nasıl celb eder, وَكَيْفَ تَدْعُو *** O bir Nebiyyi muhteremin zarureti, hasbelbeşer olan ihtiyaçları dünyaya nasıl davet eder, nasıl celb eder, meyleder mümkün değildir.Ki, O Nebiyyi muhterem olmamış olsaydı, halk olmamış olsaydı,dünya yokluktan varlığa çıkmazdı, yani halk olunmazdı.
{٣٤} مُحَمَّدٌ سَيِّدُ الْكَوْنَيْنِ وَالثَّقَلَيْنِ وَالْفَرِيقََيْنِ مِنْ عُرْبٍ عَجَمٍ Muhammet Aleyhisselam مُحَمَّدٌ *** Muhammed Aleyhisselam dü (iki) cihanın dünya ve ahiretin, insü cinnin, araptan ve acemden olan iki fırkanın Efendisidir. [Yani mahlukatın Efendisidir.]
{٣٥} نَبِِيُّنَا الاَْمِرُ النَّا هِى فَلاَ اَحَدٌ اَبَرَّفىِ قََوْلِ لاَ مِنْهُ وَلاَ نَعَمٍ Bizim Nebimiz نَبِِيُّنَا *** Bizim nebimiz iyilikleri emreder, kötülüklerden nehyeder. Mahlukattan hiç bir kimse "la" ve "evet" sözünde Nebi Aleyhisselamdan daha doğru, daha sadık olamaz.
{٣٦} هُوَ الْحَبِيبُ الَّذِي تُرْجَى شَفَاعَـتُهُ لِكُلِّ هَْولٍ مِنَ اْلأَهْوَالِ مُقْتَحـِــمٍِ Muhammed Aleyhisselam هُوَ *** Muhammed Aleyhisselam inmiş, çökmüş olan her bir şiddetli korkular için şefeati ümid edilen beklenen habibtir. (Mahbubu mutlakı Rabbül Alemindir. Cenabı Hakkın yegane mahbubüdür.)
{٣٧} دَعاَ إِلىَ اللهِ فَالْمُسْتَمْسِكُوْنَ بِــِهِ مُسْتَمْسِكُوْنَ بِِحَبْلٍ غَيْرِ مُنْفَصِمٍ O Nebiyyi Zişan davet etmiştir, دَعاَ *** O Nebiyyi Zişan Hz. Allah'a imana davet etmiştir, bütün mahlkukatı çağırmıştır. Böyle olunca o Nebiyyi muhtereme sımsıkı sarılanlar kopmayan (yapışanı cemali ilahi ile müşerref kılacak kuvvetli bir ipe) yapışmış olurlar. {٣٨} فَاقَ النَّبِيِّينَ فيِ خَلْقٍ وَفيِ خُلـُقٍ وَلَمْ يُدَانُوهُ فيِ عِلْمٍ وَلاَ كَـــرَمٍ O Nebiyyi Ali Şan diğer peygamberlere فَاقَ
النَّبِيِّينَ *** O Nebiyyi Ali-şan hem halkında, yaratılışında hem de ahlak ve edepte diğer Peygamberlere üstün olmuştur. Diğer peygamberler, ne ilim husunda ne de şeref hususunda o Rasülü Kibriyaya yakın olamamışlardır.
{٣٩} وَكُلُّهُمْ مِنْ رَسوُلِ اللهِ مُلْتَمِـــسٌ غَرْفاً مِنَ الْبَحْرِ اَوْ رَشْفاً منَ الدِّيَمِِ O Rasüllerin küllisi, hepsi وَكُلُّهُمْ *** O Rasüllerin küllisi, hepsi Rasulallahdan onun deniz gibi olan ilminden, kereminden, hikmetinden bir avuc, veya onun devamlı yağan ilim kerem ve hikmet yağmurlarından bir yudum talep edicidirler, tek tek isteyicidirler.
{٤٠} وَوَاقِفُونَ لَدَيْهِ عِنْدَ حَدِّهِــــمِ مِنْ نُقْطَةِ الْعِلْمِ أَوْ مِنْ شَكْلَةِ الْحِكَمِ O Peygamberlerin hepsi vâkıfdırlar, وَوَاقِفُونَ *** O Peygamberlerin hepsi nebiyyi zişanın yüce huzurunda, nezdi celilinde kendi hatları indinde, kendi mertebesine göre, ilim noktasından, yani Allah'ın ilim deryası yanında bir nokta gibi Hikmet harekesinden,yani Cenabı Hakkın nihayetsiz olan hikmet deryasının yanında bir hareke gibi dururlar. (kalırlar)
{٤١} فَهْوَالَّذِي تَمَّ مَعْنَاهُ وَصُورَتـُـهُ ثُمَّ اصْطَفَاهُ حَبِيباً باَرِئُ النَّسَـــمِ O Rasulullah فَهْوَ *** O Rasulullah manası ve sureti yani kemalatı batiniyesi ve suriyesi tamam olan Nebi Aleyhisselamdır. Sonra o Rasülü Zişanı insanları halk eden haliki alem olan Allah'ü Teala habibi edibi olduğu halde seçmiştir.
{٤٢} مُنَزَّهٌ عَنْ شَرِيكٍ فيِ مَحَاسِـــنِهِ فَجَوْهَرُ الْحُسْنِ فِيهِ غَيْرُ مُنْقََسـِــمِ O Habibi Azam paktır, münezzehtir مُنَزَّهٌ *** O Habibi Azam ortağı, misli olmaktan, güzelliklerde ahlakı hamide evsafı celile kendisine has olan mehasinde paktır, münezzehtir. O Nebiyyi muhteremde güzellik cevheri munkasim değildir, Rasulullahda bütün güzellikler mevcuttur onda olmayan yoktur.
{٤٣} دَعْ مَا ادََّعَتْهُ النَّصَارَى فِي نَبِيِّهِمِ وَاحْكُمْ بِماَ شِئْتَ مَدْحاً فِيهِ وَاحْتَكِمِ Sen terk et دَعْ *** Sen nesaranın, hiristiyanların nebileri İsa a.s. Ruhullah hakkında iddia ettiği şeyi terk et. Yani Rasulullah'ı medhedeceğim derken yalnışlık yapma, O Allah'ın kulu ve Rasulüdür, her güzellik kendisinde vardır. Sen Nebiyyi Zişan hakkında medih cihetinden dilediği şey ile hükmet, o hükümde muhkem ol, sağlam ol sabit ol.
{٤٤} وَانْسُبْ إلَى ذاَتِهِ ماَ شِئْتَ مِنْ شَرَفٍ وَانْسُبْ إِلىَ قََدْرِهِ مَا شِئْتَ مِنْ عِظَمٍِ Sen nisbet et izaf eyle وَانْسُبْ *** Sen Cenabı Hakkın zatı şerifine şeref ve izzetten dilediği şeyi nisbet et, izaf eyle. Sen Nebiyyi Ali Şanın kadrine, makam ve mertebesine büyüklükden dilediği şeyi nisbet et izaf eyle.
{٤٥} فَإِِنَّ فَضْلَ رَسوُلِ اللهِ لَيْسَ لـَـــهُ حَدٌّ فَيُعْرِبَ عَنْهُ ناَطِقٌ بِِفَــــــمٍ Niçin dilediği şeyi nisbet et? *** Rasulullah'ın fazilet ve üstünlüğü için bir hat,hudut, bir nokta olmadığından dolayı dilediği şeyi nisbet et. Ağzı ile konuşan kimse Rasulullahın faziletinden beyanda izahta bulunsun.
{٤٦} لَوْ نَاسَبَتْ قَدْرَهُ آيَاتُهُ عِظَمــــاً أحْيَ اْسمُهُ حِينَ يُدْعَى دَارِسَ الرِّمَمِ Münasip olsaydı, aksettirseydi لَوْ
نَاسَبَتْ *** Rasulullah'ın kadrine yani sahip olduğu manevi menzile büyüklük cihetinden Rasulullah'ın mucizeleri münasip olsaydı, aksettirseydi, onun ismi şerifi dua olunduğu zaman, tevessül olunduğu zaman, yani 'Ya Rabbi, şu duamı Muhammet A.S. hürmetine kabul et' denildiği zaman çürümüş, mahv olmuş olan kemikleri ihya ederdi.
{٤٧} لَمْ يَمْتَحِنَّا بِمَا تَعْيَ الْعُقُولُ بـِــهِ حِرْصاً عَلَيْنَا فَلَمْ نَرْتَبْ وَلَمْ نَهِـــمِ O Nebiyyi ali şan bizi imtihan etmedi, لَمْ يَمْتَحِنَّا *** O Nebiyyi ali şan bize karşı olan hırsından dolayı, bizi sevdiği için, bize şefkatli olduğu için akılların aciz kaldığı şey ile yani akılların anlayamayacağı yorulacağı şey ile bizi imtihan etmedi, bizi mükellef tutmadı, bize teklif etmedi. Biz şek ve şüphe etmedik, onun getirdiği şeyleri tasdik ve onlar ile amel etmekte şüphede bulunmadık şaşırıp kalmadık, heyeman haline gelipte inkar etmeyiz vehme düşmeyiz.
{٤٨} أعْيَ الْوَرَى فَهْمُ مَعْنَاهُ فَلَيْسَ يُرَى للْقُرْبِ وَالبُعْدِ مِنْهُ غَيْرُ مُنْفَحِـمٍ Aciz bıraktı
أعْيَ *** Rasulullah'ın manasını, hakikatini, batınını anlamak mahlukatı aciz bıraktı. Böyle olunca Rasulullah'a, Fahri Aleme uzakta yakında acizden başkası görülür olmamıştır. (Yani makamına ulaşamayanın onu anlaması mümkün değildir,manevi makamını anlamaktan aciz bırakır)
{٤٩} كَالشَّمْسِ تَظْهَرُ لِلْعَيْنَيْنِ مِنْ بُعُـدٍ صَغِيرَةً وَتُكِلُّ الطَّرْفَ مِنْ أُمَـــمٍ O Nebiyyi
Zişan güneş gibidir كَالشَّمْسِ *** O Nebiyyi Zişan uzaktan gözler için küçük olduğu halde görülen, zuhur eden güneş gibidir. Gözü yakından aciz bırakır, kamaştırır.
{٥٠} وَكَيْفَ يُدْرِكُ فِي الُّدنْيَا حَقِيقََتـَهُ قَوْمٌ نِيَامٌ تَسَلَّوْا عَنْهُ بِِالْحُلُــــــمِ Nasıl idrak eder, nasıl
anlayabilir? وَكَيْفَ يُدْرِكُ *** Uyuyucu olan Nebi Zişandan rüya ile teselli bulan, kendini teselli eden yani Rasulullah'ı rüyada görmek ile kendisini teselli eden bir kavim, bir millet dünyada Nebiyyi Azamın hakikatini nasıl idrak eder, nasıl anlaya bilir? Mümkün müdür? Mümkün değildir.
{٥١} فَمَبْلَغُ الْعِلْمِ فِيهِ أَنَّهُ بَشـَـــــرٌ وَأَنَّهُ خَيْرُ خَلْقِِِ اللهِ كُلِّهِــــــمِ Böyle olunca
O Nebiyyi Zişan hakkında فَمَبْلَغُ الْعِلْمِ فِيهِ *** Böyle olunca O Nebiyyi Zişan hakkında insanların ilminin nihai noktası muhakkak Rasulullah bir beşerdir. Muhakkak O Nebiyyi muhterem Cenabı Hakk'ın mahlukatının en üstünüdür, en hayırlısıdır.
{٥٢} وَكُلُّ آيٍ اَتَى الرُّسْلُ الْكِرَامُ بِهاَ فََإِنَّمَا اتَّصَلَتْ مِنْ نُورِِهِ بِِهِــــمِ Her bir
mucize وَكُلُّ آيٍ *** O Peygamberlere بِِهِــــمِ Rusulü Kiram'ın kendisini getirdiği her bir mucize ancak Rasulü müctebanın nurundan O Peygamberlere ulaşmıştır.
{٥٣} فَإِنَّهُ شَمْسُ فَضْلٍ هُمْ كَوَاكِبُهَــا يُظْهِرْنَ أنْوَارَهَا لِلنَّاسِ فيِ الظُُّلَـمِ Muhakkak
Nebiyyi Zişan فَإِنَّهُ *** Muhakkak Nebiyyi Zişan fazilet güneşidir. Diğer Peygamberler güneşin yıldızları gibidirler, karanlıklar içinde olan insanlar için o güneşin nurlarını izhar etmişlerdir, açıklamışlardır.
{٥٤} اَكْرِمْ بِِخَلْقِِ نَبِِيٍّ زَانَهُ خُلـُـــقٌ بِِالْحُسْنِ مُشْتَمِلٍ بِِالْبِِشْرِ مُتَّسِـــــمٍ O Nebimizin
yaratılışı ne kerimdir اَكْرِمْ بِِخَلْقِِ نَبِِيٍّ *** Tebessüm ile yüz açıklığı ile muttasıf olan alametlenmiş olan, güzellik ile hüsnü cemal ile müştemil olan yani kendisinde toplamış olan, büyük ahlakların yani ahlakı hamideve ahlakı azimenin süslemiş olduğu nebimizin yaratılışı ne kerimdir. Yani onun kerameti teaccübe şayandır.
{٥٥} كَالزََّهْرِِ فيِ تَرَفٍ وَالْبَدْرِ في شَرَفٍ وَالْبَحْرِِ في كَرَمٍ وَالدَّهْرِ فِي هِمَمٍ Nebiyyi
Zişan şukufe yani çiçek gibidir كَالزََّهْرِِ *** Nebiyyi Zişan yumuşaklıkta, letafette şukufe yani çiçek gibidir. Şerefde, asalette ay gibidir. Keremde kerim olmakta deniz gibidir. Himmetlerde zaman gibidir.
{٥٦} كَاَنَّهُ وَهْوَ فَرْدٌ فيِ جَلاَلَتـِـــهِ فيِ عَسْكَرٍ حِينَ تَلْقَاهُ وَفيِ حَشَـمٍِ Sanki O
Nebiyyi muhterem كَاَنَّهُ *** Sanki tek olduğu halde o Nebiyyi muhterem azametinde, şecaatinde sen ona mulaki olduğun zaman kalabalık bir asker içinde gibidir. Bir ordunun içinde gibidir.
{٥٧} كَأنَّمَا اللُّؤْلُؤُ الْمَكْنُونُ فِى صَدَفٍ مِنْ َمعْدِنَيْ مَنْطِقٍ مِنْهُ ومُبْتَسَــمٍ Sanki
gizlenmiş olan inci كَأنَّمَا اللُّؤْلُؤُ الْمَكْنُونُ *** Sanki kılıfı içinde gizlenmiş olan inci Rasulullah'ın kelamının mağdini olan, ikamet mahalli olan kalbi şeriflerinden ve tebessüm mağdini olan femi şeriflerinden meydana gelmiştir.
{٥٨} لاَ طِيبَ يَعْدِلُ تُرْباً ضَمَّ أعْظُمَـــهُ طُوبَى لِمُنْتَشِقٍ مِنْهُ وَمُلْتَثِـــــمٍ Cinsi güzel koku yoktur لاَ طِيبَ *** O Nebiyyi muhteremin mubarek kemiklerini, bütün ağzalarını cemi eden, kavrayan toprağa denk olan, muadil olan cinsi güzel koku yoktur. O toprağı öpebilen kimseye o topraktan koklayan kimseye müjdeler olsun.
|