Aziz Okuyucu,

Yayınlanma Nezih İtikadlar

Bilindiği üzere Hz. Peygamber (S.A.V) efendimizi görmek şerefine nail olan bir müslümana şahabı denir.

Bunlar başlıca üç mertebeye ayrılırlar:

Birinci mertebe, Mekke'nin fethinden önce Hicret eden sahabe-i güzîndir. Bunlara "Muhacirîn" denir.

İkinci mertebe, Medine-i Münevvere ahalisinden olup mu¬hacirlere yardım eden müslümanlardır. Bunlara "Ensar" denir.

Üçüncü mertebe, de bulunanlar ise Mekke-i Mükerreme'nin fethinden sonra müslüman olan veya evlerini Medine'ye nakleden müslümanlardır. Bunlara "Muhacir" denilmez.
Peygamber-i âlişan efendimizin mübarek sohbetlerine devam edip onunla şereflenmek ulvî nazarına nail olmak, onun nezih lâtif cemalini görmek en büyük bir bahtiyarlıktır.

Bu sohbet ve rüyet (görme)in o kadar manevî bir tesiri vardır ki bunun müddeti ne olursa olsun buna nail olan zâta ebedî bir şeref ve ulviyet bahşeder. Onu peygamberlerden sonra ehli îmanın en yüksek mertebesine yükseltir. Dolayısıyla Ashab-ı kiramın hepsi de fevkalâde hürmete lâyık kimselerdir.

Allah yanında dereceleri âlîdir. Ayrıca efdâliyet yönünden dereceleri farklıdır.
Bunların en efdâli sırasıyla Hulefa-i Raşidin, Aşere-i mübeşşere, sonra Bedir ashabı, sonra Uhud ashabı, bundan sonra da Hudeybiye musâlehasında bulunan sahabelerdir.
Bu sahabeler hakkında Resûlullah (S.A.V): «Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olursanız, sizi selâmete ulaştırır.» buyurmuşlardır.

İşte İslâmiyet sayesinde en yüksek ahlâka ulaşmış olan bu zatlar da nihayet insandılar. Ve kendi aralarında bazı hatalar da zuhur edebilirdi. Hususiyetle hakkında dînî nâs bulunmayan bazı medreselerde aralarında ihtilâf zuhur edebilirdi.

Nitekim Peygamberimizin vefatından sonra, Müslümanlığın şark ve garba yayılmaya başlaması, şaşalı günle¬rin başlamasıyla İslam düşmanları da İslam'ı söndürmek için sahabeler arasına fitne sokmak suretiyle bazı elim ve üzücü olaylar meydana getirmişlerdir.

Halbuki bütün Müslümanların ResUluIlah (s.a.v)'ın sahabeleri hakkında iyi düşünmeleri bir dini vazifedir. Ancak ne yazık ki, daha sahabe devrinde başlayan İbn-i Sebe gibi İslam düşmanı Yahudiler başta olmak üzere sahabe-i kiram hakkında dedikodu üretenler olmuştur. Bu gizli düşmanların maksatlarını bir kısım saf Müslümanlar anlayamıyorlar ve İslam'ın sinesinde ebedi yaralar açacak hareketlere alet oluyorlardı. Bizzat o zaman Hz. Ali Efendimiz, İbn-i Sebe'nin hıyanetini ortaya çıkarmış, onun ihanetini teşhir etmiştir. Ne yazık ki bu hareketler durmamış, bazı müessif hadiselerin çıkmasına vesile olmuştur.

1400 küsür sene önce meydana gelen bu olayları hala kaşıyarak bu müessif olaylardan fayda umanlar bu bahane ile sahabelere dil uzatmaktadırlar. İşte bu işin vebalini anlatmak üzere eski Diyanet İşleri Başkanımız, büyük alim Ömer Nasuhi Bilmen Hazretleri sahabe hakkındaki "Ehl-i Sünnet İtikadı Nasıl Olmalıdır?" diye bir kitap telif etmiştir.

Zamanımızında da sahabe hakkında bazılarının ileri geri konuşmaları, bu konuyu tekrar gündeme getirmiştir. Yayınevimiz de bunlara cevap niteliğinde olan bu kıymetli eseri yazarın torunundan müsaade alarak okuyuculanımzın hizmetine arz etmiştir.

Bu hizmeti bizlere nasibe eden Allah (c.c)'a sonsuz hamd eder, bu nimetlerin devamını niyaz ederiz.

MEVLÜT KARACA