Muhalaa (mütareke)

Yayınlanma Nimet-i İslam

Talâkın tâlikinin, bir nevi de muhalâadır ki, milki nikâhı, zevcenin kabulüne tâlikan izaledir (1).

Muhalâanın: Rüknü, sebebi, şartı, sıfatı, hükmü vardır. Muhalâanın rüknü, icab ile kabuldür.

Muhalâanın sebebi, karı koca arasında olan hilâf ve şikaktır. Muhalâa, nüşûz neticesidir.

Nüşûz: Eşler arasında matlup olan güzel geçinmenin zıddıdır. Kadının nüşûzü: Zevcine isyan ve muhalefettir.

Erkeğin nüşûzü: Zevcesine bakmamak ve cefâ etmektir.

Tatlîki, mal almağa, yahut zimmetini, mehir borcundan ibraya tâlik etmek, mürüvvet değildir.

Nüşûz zevc tarafından ise, zevceden bir şey almak tahrimen mekruh olup, nüşûz zevceden olduğuna göre, zevcin aldığı, kendi verdiğinden ziyade olmamak üzere, mekruh değildir. Kendi verdiğinden fazla almak mübahtır (2).

Muhalâanın şartı, nikâhın sıhhati ile beraber, zevcin talâka ehliyyeti, ve zevcenin, ona mahalliyyetidir. (Reşide ve mânâya vâkıf ve vermeğe istekli olması, şarttır.)

(Muhalâanın sıfatı), mezkûr olduğu üzere, icabında müsamaha edip mahzur görmemek ve zevc canibinde yeminli olmak ve zevce canibinde müvazaa ve mübadele sayılmaktır.

Muhalâanın hükmü, talâkı bâin vukuu, ve o nikâha mütaallik hukukun sukûtudur.

Talâkı muâllâk: Önce rec'î iken, bundan hâsıl olan talâkı bâindir.

Muhalâa, zevc canibinde . yemini bittalâk - ve diğer tâbir ile, talâkı zevcenin kabulüne tâlik, demek olduğundan, mucip kendisi olduğuna göre zevcenin kabulünden evvel dahi, ondan rücû edemez, ve onu fesh ve zevceyi kabulden meneyleyemez, ve mezkûr tâlik, zevcin meclisine maksur olmayıp, zevcenin kabulünden evvel, zevc, o meclisten kıyam etmekle, onun tâliki bâtıl olmaz. Muhalâasını zevc, bir şarta tâlik eder ve bir vakte muzaf edebilir. Meselâ, filân yere gidersem, yahut yarından veya ay başından itibaren, seninle muhaliim, diyebilir. Oraya gittikten, ve söylenen vakit geldikten sonra, kabul kadına âit bulunur. Ondan evvelki kabule, itibar yoktur.

Muhalâa, zevce canibinde, muâvaza, yâni nefsinin ivazı mukabilinde, temlik demek olduğundan, icap, onun tarafından vukubulduğuna göre, zevcin kabulünden evvel, o, bu muâvazadan rücû edebilir. Ve zevcin icabı sûretinde, zevcenin kabulü, meclise maksûr olup, - kabulden evvel -meclisten kıyamı ile, muhalâa, bâtıl olduğu gibi, zevcenin icabında, zevcin, - kabulden evvel - kıyamı ile de bâtıl olur.

Muhalâa, bu söz ile ve onun müştakı ile olduğu gibi, mübaree ve bey'u şera lâfızları ile dahi olur (3).

Muhalâa, gerçi - indelitlâk - ivaz mukabili olan - talâk - mânasına mahmuldür. Hattâ, muhalâayı, diğerine emir ve onu bu hususta tevkil eden kimsenin memuru - ivazsız - icra ederse, sahih değildir. Ve lâkin mal üzerine olan, talâktan da ibaret değildir. Muhalâanın malîsi olduğu gibi, malî olmayanı da, olur.

(Her halde mehir ve geçmişe âit mukadder nafaka gibi, zevciyyet hukukunu iskat etmesi cihetiyle, ivazdan hali değil, demektir.)

Zevcin zevceye: «Benden aldığın mehri muacceli geri vermek veyahut düğün masrafımı ödemek ve zevciyyet hukukundan bir şey istememek şartiyle boş ol» demesi, muhalâa olduğu gibi «Biribirimizden: bir şey istememek şartiyle benden boş ol» demesi dahi muhalâadır. Zevcenin derhal kabulü ile, bir talâkı bain vaki, ve zevciyyet hukuku sakıt olur.

Kezalik zevce «Ben senden bir şey istemem, beni boşa» yahut «nefsimi senden mehrim ve nafakam mukabili satın aldım, beni boşa» deyip ve zevc kabul edip, boşamak dahi, muhalâadır ki, zevciyyet hukuku, sâkıt olur.

Mal üzerine edilen tâlik böyle olmayıp, meselâ zevc, tatlîki isteğinde bulunan zevcesine «Bana bin kuruş verirsen benden boş ol» demiş oldukta, talâkı, mal tediyesine tâlik etmiş olmakla, kadın parayı vermekle, bir talâkı bâin vaki olur. Bunda kabul zevceye tevakkuf etmediği gibi, kadının, mehir ve nafaka istemek, hakkı sâkıt olur. Muhalâada ise, talâkın vukuu, zevcenin o anda kabulüne bağlıdır.

Bir de, muhalâa hukukun iskatını mutazammin olmakla, ondan mehir talebine, ve takdir olunmuş geçmişe ait nafakası var ise, kadın için, onu istemeğe, mahal olmaz. (Mübaree suretinde, mehirden zevcin zevceye geçmişi var ise, o da, onu isteyemez.)

İddet ve çocuk nafakası - indel-muhalâa - tasrih olunmadıkça, sâkıt olmaz. Sükna hakkı, tasrih olunsa da, sâkıt olmaz. Çünkü, şer'î haktır.

Tediye veya ibra olunmayan sair hukuk, sâkıt olmadığı gibi, muhalâanın vâki olduğu nikâha müteallik olmayan, zevciyyet hukuku dahi sâkıt olmaz. Meselâ, evvelce ibane edip te, sonradan yeni mehri ile nikâhladığı kadını ikinci nikâhta, mehri üzerine, kendisi ile muhalâa ederse, zevc ilk mehirden değil, ancak ikinci mehirden berî olur.

Mehri müsemması olmayan, gayri medhule menkuha hakkında, müt'â dahi, mehir gibidir ki, muhalâanın vâki olduğu nikâhta, sâkıt ve onun gayride gayri sâkıttır.

Muhalâada - tasrihi takdirinde - iddet nafakası dahi sâkıt olacağından, zevciyle kendi, mehri ve iddet nafakası üzerine muhalâa eden, gebe kadın, doğuruncaya kadar, bir şey talep edemez. Doğumdan sonra, hadâne müddetince, çocuğun nafakası sâkıt olmadığı gibi, muhalâa sırasında, kadın hâmile değil zan olunarak, iddeti hayziyle olmak itikadına mebni, iddet nafakası üzerine muhalâa edilip, gebelik zuhur ettikte, onun doğumuna kadar olan iddetinin nafakası dahi sâkıt olmaz.

Müddet tâyin olunmak şartiyle, çocuk nafakası üzerine, muhalâa dahi sahihtir. Binaenaleyh, gebe olan kadın, zevcinden kendi mehri ve nafakası ve veledinin nafakası üzerine muhalâa edip, doğuracağı çocuğu, yedi sene tamamına kadar, kendi malından yedirip giydireceğini tâyin eylese, geçim sıkıntısına düşmedikçe, o müddette çocuğun babasından bir şey talebine hakkı olamaz. Ve muhalâa kadın için, bir muâvaza demek olduğundan, o müddetten evvel çocuk vefat etse, onun kalan nafakası için, babası yâni kadının zevci muhalli, kendisine rücû edebilir. Nitekim, zevce geçim sıkıntısında olup, çocuğu infaka kaadir olamamak ve çocuğun malı bulunmamak suretinde, babasına müracaatte haklı olur.

Muhalâa sözden ibaret olmadığından, zevcenin talâk istemesi üzerine: «Eğer beni ibra edersen, boş ol» diyen kimsenin zevcesi «Seni hukukumdan ibra ettim» demekle bainen boş olup, zevcinin zimmetini, zevciyyete müteallik hukuktan ibra etmiş olur. Lâkin, mezkûr ibra, kadının sair hukukuna müteallik dâvasına, ve meselâ benim bir samur kürkümü, gasben almıştın, onu isterim, demesine mâni olmaz.

Muhalâa, ikrahen vâki olduğuna göre, ikrah, zevcenin mal vermesi, veya zevcin zimmetini, mahirden ibra etmesi için, vukubulmuş ise, ikrah talâka mâni olmadığından talâk vâki olur ise de, malın lüzumu ve ibranın slhhati, rızaya mutevakkıf olduğundan, zevceye itâ veya ibra lâzım olmaz.

Sagîrenin, muhalâası dahi böyledir ki, talâk malsız vâki olur.

Eğer ikrâh, zevcin muhalâaten veyahut mal üzerine, boşanmak için, vukubulmuş ise, hem talâk vâki ve hem itâ lâzım olur. Çünkü, kadın onu kendisine âit olacak ayrılma mukabilinde, kendi arzusu ile iltizam etmiştir. İbrâ dahi böyledir.

Muhalâa, feshi kabil olmadığından, onun bedeli, zevce elinde harcanır. Veya ona, müstahak zuhur ederse; mislen veya kıymeten, zevcenin onu ödemesi lâzım gelir.

Mehir olması câiz olan şeyin, muhalâa bedeli veya talâk olması da câizdir.

Muhalâa bedelinin ve talâkın tacili, sahih olduğu gibi, yakın veya uzak bir müddete tecili dahi sahihtir. Talâk, yahut onun kinayatından olan hulû, rakı, şarap gibi bir mal veya mütevakkim olmayan şey mukabilinde olursa, meccanen bir talâkı rec'î veya bâin olur (4).

Dimağda olmayan maraz, tasarrufa mâni olmadığından, zevcenin marazı mevtte dahi, muhalâası, sahih ve ancak mal üzerine muhalâa olunduğuna göre, teberrû demek olduğu için, onun bedeli sülüsten muteberdir. İddet içinde vefatı vukuunda, zevcinin hissei irsiyyesinden, ve muhalâa bedeli ve sülüsten, hangisi az ise, o itâ olunur. (Talâkı marîza bakınız.)

Zevce o marazdan şifa bulur ise, zikrolunan bedelin temamı zevcine verilir.

------------------

(1) Bunun mali kısmına, tâbiri umumîsi ile: kadın, kendi talâkını satın almaktır.

(2) İbni Âbidin der ki: «O zaman kadının fidye vermesinde ikisine de günahyoktur.» (Bakara: 229). kavli kerimi, nüşuz iki taraftan olduğuna göre almanın mübah olmasına, nassın ibaresiyle, ve yalnız zevce canibinden olduğuna göre, nassındelâletiyle, delâlet eder. Âyetin nüzulüne sebep olan, Cemile binti Abdullah, zevci Sabit bin Kiys'e mubgız, ve zevci ona muhip idi. Mehir olarak' verdiği bahçenin istirdadıile, zevc ve zevce, efendimizin huzurunda muhalaa ile ayrıldılar.

(3) Bu bapta, mufaale ile sülâsinin farkı şudur ki, sülâsi kabule mütevakkıf olmamak üzere, kinayeli sözlerden olup, zevceye, talâk niyyeti ile tevcih olundukta, onun kabulüne bağlı olmayarak, bir talâkı bain vâki olur. Ve zevciyyet hukuku sâkıt olmaz.

(4) Vâki talâkın, rec'î olması, birinci surete ve bain olması, ikinci surete göredir. Ve iki surette de mal bedeli olmadığı veya mütekavvim bulunmadığı için, talâk meccânî yâni bedelsiz olmuş demektir.