Zekatın hak olduğunu biliriz. Zamanı gelince de yakınımızdaki hocalardan birisinden yardım isteriz. Halbuki ilim öğrenmek her mümin üzerine farz ise zekatla sürekli hemhal olan bir zenginin de bu ilmi öğrenmesi icap eder. O yüzden en azından şu ibtidai bilgiler bilinmelidir.

 

Bir müslüman zekât verebilecek kadar zengin olup olmadığını şöyle hesaplar; Önce zekâta tabi olan (zekât verilmesi gereken) mallarını alt alta yazar. Bunlar;  

1-Elindeki altın ve gümüş  2-Nakit para  3-Sağlam alacaklar  4-Ticari eşya.  Sonra bunların kıymetlerini karşılarına yazıp toplar. Vadeli bile olsa ödenmesi lazım gelen borçlarını  yekünden çıkarır. Eğer birine kefil olmuşsa o da onun ödeyeceği borç sayılır. Kalan miktar eğer altının nisabı olan   80.14 gr  altın değerine ulaşırsa kırkta birini  zekât olarak vermesi farz olur.

 

  Gelir-Servet hesabı                                                        Gider-Borç hesabı

1- Altın-Gümüş:             400.000.000  TL              Yekün Borç:900.000.000 TL   

2- Nakit para     :          1.000.000.000 TL

           3-  Sağlam alacaklar:       950.000.000 TL

           4-  Ticari eşya :            1.550.000.000  TL

                      Yekün:              3.900.000.000   TL

                                           Servet hesabı yekünü:    3.900.000.000 TL

                                           Borç yekünü              :       900.000.000 TL

                                           Kalan yekün              :    3.000.000.000  TL

                                                                                  Kırkta biri :75.000.000 TL

            Sağlam alacaklar:Borçlunun inkâr etmediği veya çek senet karşılığı olup inkârı mümkün olmayan alacaklardır.

Ticari eşya: Satmak için alınan her şey olup bu günkü alış fiyatı üzerinden hesaplanır.

            Kira  getiren fazla ev dükkan ve kazanç için çalıştırılan kamyon,taksi, iş tezgâhları zekât hesabına girmez. Alınacak maaş da zekât hesabına girmez. Ancak zekât verirken maaştan elinde olan parayı da dahil eder.

            Kendisinin ve bakmakla sorumlu olduğu aile efradının bir senelik beslenme, giyecek, yakacak, doktor, ilâç vs. masrafları demek olan bir senelik nafakanın borçlarıyla beraber zekâta tabi malından düşülebileceğini Hanefi mezhebinden hiç kimse söylememiş ve hiç bir kitapta bu mevcut değildir. Ancak elinde nafaka ve diğer asli ihtiyaçlarına harcamak üzere beklettiği parası varsa Bahrurraik ve Tahtavi isimli kitaplarda “Bu para için senesi dolunca zekât lâzım gelmediği İmam-ı Âzam’dan rivayet edildi.” denilip, yine Bahrurraik’te “Lâkin bu Bedayi ve Miracüddiraye’de beyan olunana muhaliftir.” demiştir.  Bedayi’de de “Altın ve gümüş hilkaten ticaret için teayyun ettiğinden niyet ile tayine muhtaç değildir.  Altın, gümüş ve nakit paralarla ticarete niyet edilmesin veya nafakaya niyet edilmiş olsun her halü kârda zekâtını vermek farz olur.” denilmiştir.  Reddülmuhtar isimli fıkıh kitabında da az önce Bahrurraik’te beyan ettiğimizin aynısı söylenmiştir. Fetva kitaplarından Behçe ve Abdurrahim’de de “Oturacağı evi olmayan kimse ev satın almak için para biriktirse, üzerinden sene geçince zekâtını vermek lazım olur.” demektedir. Ömer Nasuhi Bilmen’in  Büyük İslâm İlmihal’i 1985 tarihli baskısı 330. Sayfada da “Elde bulunan altın veya gümüş nakitler, külçeler, zinet takımları, kendileriyle ticarete niyet edilmese de  veya  bunlar nafakaya, ev satın almaya sarfetmek üzere saklanmış olsa da nisaba baliğ olunca zekâta tabi olurlar.” denilmektedir. Buna göre zekât hesaplanırken eldeki paradan nafaka düşülmeyeceği gibi, nafakaya ayrılan paranın da  ekseri Fukaha’ya göre zekâtını vermek lazım gelir.

            Fabrika veya şirkete hissedar olanların zekâtının hesaplanması:

            Bir fabrikanın makineleri ve diğer demirbaşları zekât hesabına girmez. Döner sermaye üzerinden zekât hesaplanır. Fabrikada hissesi olan hissesi nisbetinde döner sermaye üzerinden zekât verir. Mesela fabrikanın bütün sermayesi dört yüz  milyar olup sabit tesislerin kıymeti iki yüz milyar olsa, bu fabrikanın döner sermayesi iki yüz milyardır. Bu fabrikada yüz milyon liralık hissesi olan bir kimse elli milyonun zekâtını verir. (Eğer nisaba malik olursa)

 

            Toprak mahsullerinin zekâtı: Toprak mahsullerinin zekâtına, Arapça “onda bir” manasına gelen “öşür” denir. Çünkü bunun zekâtı onda birdir. Ancak eğer suyu taşınarak veya para ile satın alınarak tarla, bahçe sulanıyorsa o zaman yirmide birdir. Topraktan çıkan az olsun çok olsun başka bir masraf düşülmeden zekâtı verilir. Bir sene sonra değil  topraktan çıkıp hasat edilince hemen verilmesi farz olur. Sahibinin akıllı ve baliğ olması da şart değildir. Çocuk ve delinin malından da verilmesi farz olur. Kavak  ağacı ve bal da dahil olmak üzere topraktan elde edilen her şey de öşür vardır.


[1] Nisab: Dinimizin koyduğu bir ölçü olup ; Altının nisabı 80.14 gram, gümüşün nisabı ise 561 gramdır. 

[2] Kameri yıl miladi yıldan on gün eksiktir.

 

 F.A. /incemeseleler.com

Zekât ceza değil mali bir ibadettir. Zekât hür, âkıl ve balığ olup nisaba sahip olan her müslümana nisaba malik olduktan  bir sene sonra farz olur. her müslüman “Benim kazancımda fakir müslümanların hakkı ve alacağı var mıdır?” diyerek sık sık nisaba malik olup olmadığını araştırmalıdır. Nisaba[1]  malik olduğundan itibaren bir kameri yıl[2] geçince o malın zekâtını vermesi lazımdır. Zekâtını vermeden ölen müslümanın ölmeden önce vasiyet etmesi vaciptir. Vasiyet ederse ölümünden sonra onun zekâtını vermek varislerine vacip olur. Eğer vasiyet etmezse varislerine vacip olmaz. Fakat murislerinin (miras bırakan) borçlu kalmasını istemedikleri için kendi istekleri ile verirlerse caiz olur. O kimse borçtan kurtulur.

   
© incemeseleler.com