Geçmiş farzların kazası

Yayınlanma Nimet-i İslam


Kazâ, lûgatte hüküm mânâsınadır ki, hâkime kadı denir. Istilahta kazâ: Edâ, mukabilidir. Emr ile, vâcibin, aynini teslim ve ityana: Edâ ve mislini teslim ve ityana, kazâ denir.

Namaz vakte bağlı bir ibadet olmakla onu vaktinde kılmak, vâcib bil-emrin aynını ifâ olduğu için edâ, vaktinin dışında kılmak onun mislini ifâ demek olduğu için kazâdır. Fevait, vakti geçmiş namazlar demektir. Faitenin zıddı vaktiyyedir ki, vaktinde kılınan veya kılınacak olan namaz demektir. Ona salâtı hazıra dahi denir.

Fevait tâbirinde, müslümana hüsnü-zan vardır ki, metrukât denilmemiştir. Zîra, müslim namazı terk etmek değil, belki her nasıl ise, namaz bir özre mebni, bilâ-kasd geçmiş olmaktır!

Bilâ-özür, namazı terk edenin hükmü, vitir babının evvelinde, ve daha evvel, zikrolunmuş olduğu gibi, bir özre mebni, kat' ve tehîrin ce vazı dahi, evvelce zikrolunmuştur.

Edâ, asıl ve kazâ ona halef ve ivazdır. Bir namazı, bilâ-özür vaktinden sonraya bırakmak, bir kebîredir ki, kazâ ile olmayıp, belki, kazâ etmekle beraber, tevbe dahi eylemek veya hacca gitmekle, zâil olur (3). Kazâ, namazı terk etmenin günahını giderir. Tehir etmenin günahını gidermez.

Şimdiye kadar, edâ nevileri beyan edilmiş olmakla, açıklama sırası kazâya, yâni vaktinde kılınmayan namazların, tediye suretini, ifadeye gelmiştir.

Maksut farz olan namazların, kazâsıdır ki, vitire dahi şâmildir. Çünkü, o da, farzı-amelîdir. Sünenin kazâsının beyanı, (idrâkül-fâriza) babındadır (4).

Edâsı farz olan namazın kazâsı dahi farz, ve vâcip olanın vâcip, ve sünnet olanın sünnetidir.

Kazâ, edâya göre olduğundan, seferin dörtlü faitesi, hazarda dahi ikişer, ve hazarın dörtlü fâitesi, seferde dahi dörder rekât olarak ve sıhhat ve hastalık halleri, böyle olmayıp, marîzin namazı, kendi miknetiyle mukadder olmakla, sıhhatinin faitesi, maraz halinde, marîzâne ve hasta halindeki faitenin, sıhhat halinde, sahîhane olarak, kazâ olunacağı, salâtımisafir (Yolculukta Namaz) babında zikrolunmuştur.

Kazâ için, muayyen vakit olmayıp, yasak olan üç vakitten mâdâ, her zaman kılınabilir.

Ancak, tertip lâzımdır ki, bir farzı fevt eden kimse, gerek iskat edici olmayan bir özür ile geçirmiş, ve gerek bilâ-özür terketmiş olsun, onu kazâ etmek, kendisine farz olduğu gibi, salâtı-hazırasından evvel kılmak dahi lâzımdır. Meğer ki, vaktiyyenin dahi, geçmesi korkusu ola. Nitekim, beyanı gelecektir.

Faite ile vaktiyye arasında, tertip mustahak olduğu gibi, nefsi-fevait, arasında dahi, tertip mustahaktır (5), ki, beş vakit farzları ile vitir, edaen ve kazâen, tertîb üzere kılınır.

Faite ile vaktiyye arasında, tertib lüzumuna delîl, şu mealdeki kavli şerifi nebevidir: «Bir namazı uyku veya unutma ile, geçirip te, cemaat ile, namaz kılmakta iken, onu hatırlayan kimse, içinde bulunduğu namazı kılsın (6), ondan sonra hatırladığı o namazı kazâ etsin, daha sonra da imam ile kıldığı namazı iade eylesin (7)».

Geçmiş namazlar arasında, tertîb lüzumuna delîl dahi, yevmi Hendekte geçmiş olan namazları, Resûlü ekrem (S.A.) efendimiz hazretlerinin tertip üzere kazâ buyurmuş olmalarıdır ki, Medinei Münevvere çevresine hendek kazdıkları, ahzab vakasında, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarından, meşgul olmuşlardı. Müşrikîn, min indallah mahzun ve mündefi olup, geceden bir müddet geçtiğinde, Hazreti Bilâle, ezanı emir buyurdular. Bilâl hazretleri, ezam okuyup ikamet almakla, Hazreti İmâmülmürselîn, ashabiyle cemaat olarak, evvelâ öğle namazını, sonra yine Hazreti Bilâlin ikametiyle, ikindi namazını ve ondan sonra yine bir ikametle akşam namazını kazâ ettiler, en sonunda da bir ikamet daha alınarak vaktin yatsı namazını kıldılar (8).

Tertibin istihkakı, faite az olmak ve hatırda bulunmak ve vaktiyyanin vakti daralmış olmamak, kayıtlariyle mukayyettir.

Faite, vitirden gayri altı ve daha ziyade olursa kesîr (9) ve altıdan az olursa, kalîl tesmiye olunur. Bu sayıda, vitir hesaba konulmaz. Ve lâkin, bir faite — velev ki vitir olsun — hatırda iken, kılınan beş vaktiyye ile, altı sayılır.

İmdi bir faitesi var, ve hatırında, ve vakit dahi vâsî, iken onu bırakıp ta, vaktiyeyi kılan kimsenin vaktiyyesi, tertîb lüzumuna mebni, fasit olur.

Fesat, İndel-imameyn kat'îdir (10). İndel-imam mevkuftur ki, tekarrür edip kalmak, ve mündefi olmak arasında, mütereddit olup, onun tekarrürü, namaz adedinin haddi-killette kalmasına, ve indifaı, haddi kesrete varmasına, mütevakkıf bulunur (11). Eğer o kimse vaktiyyeden sonra, faiteyi kazâ ederse, kıldığı vaktiyyenin fesadı tekarrür etmekle, onu da iade veya kazâ eylemek lâzım gelir. Ve eğer, o vaktiyyeden sonra, faitesini kazâ etmeyip, ikinci ve üçüncü ve dördüncü ve beşinci vak tiyyeleri dahi kılarsa, onlarda da, birer birer fesat tekarrür edip, fâsit dahi, metrûk hükmünde olarak, metrûk namazların adedi — faite ile — altı olmakla, beşincinin ki, hükmünce altıncıdır, vakti çıktığından itibaren, tertibin sukutuna mebni, mündefi, ve namazlar sahih olmuş olur. Meselâ:

Sabah namazını, uyku ile geçiren kimse, öğlenin edâsından evvel, onu kazâ etmek lâzım iken, bırakıp, öğleyi kılarsa öğlesi, ve ikindiyi kıldıkta ikindisi — ilâ ahirihî — fesâdi-mevkuf ile fâsit olup, eğer namazlar, kesret haddi olan altıya varmadan, faitesi olan, sabah namazını kazâ ederse, lâzım olan tertibi, ihlâl etmiş olduğu cihetle, fesat tekarrür eyleyerek, kıldığı vakit namazlarını, sırasiyle kazâ etmek lâzım gelir. Ve eğer, o namazlar, kesret haddine varmış, yâni faitesini, kazâ etmeyerek, bırakıp, vaktiyyelere devam ile, ertesi günün sabah namazını dahi kılıp, güneş doğmuş bulunursa, tertîb sâkıt ve lüzumsuz kalarak, tekarrür etmek üzere olan fesat, mündefi olmakla, kıldığı farzlar sahih, ve ancak ilk günün sabah namazı kazâ olur.

İşte bu, namazdır ki, hakkında (bir namaz, beş namazı ifsat ve bir namaz, beş namazı tashih eder) denilir. Müfsit olan, bir namaz, şol faitedir ki, hatırda iken bırakılıp, vaktiyyeler kılınarak, onlardan beşinci namazın vakti çıkmadan, kazâ olunmuştur. Musahhih olan, bir namaz dahi, eda olunan beş namazın, şol beşincisidir ki, kılınmış ve vakti dahi çıkmış olmakla, metrûk faite ile beraber, mecmuu adet, altıya bâliğ olmuştur.

Bu şart sahibi tertip içindir.

Mezkûr kayıtlar mucibinde, tertîb üç şeyin, biriyle sâkıt olur:

Birincisi, zıykı vakittir ki, vakit daralıp, hem faiteyi ve hem vaktiyyeyi, îfâya kâfi olmamaktır (12). Bu halde, mütevater ile amel, lâzım ve çünkü, meşhur ile amel, kat'î iptali, müstelzim olur (13). Sinai vakit, sebebîyle aralarını cemi mümkün oldukta, onunla da amel olunur. Ziykivakit sebebiyle, cemi müteazzir oldukta, elbette vaktin farzı mukaddemdir. Yitiği ararken, mevcudu kaybetmek akıl kârı değildir.

Meselâ, öğle kazası ile meşgul olmak takdirinde, ikindi namazı, yahut onun bir miktarı, kerahet vaktine kalacak ise, tertîb, — kavli esahta — sâkıt olup, vaktin çıkmasiyle, avdet dahi etmez.

Vaktin darlığına itibar, başlama zamanındadır. Faite, hatırında iken. vaktiyyeye başlayıp ta, onu uzatarak, vakit daralırsa, vaktiyye câiz olmaz. Meğer ki, onu katederek, sonra yine başlamış ola.

Faite hatırında değil iken, vaktiyyeye başlayıp ta, onu uzatmakla vakit daraldıktan sonra, faiteyi hatırlarsa, vaktiyye, o halde câiz olur (14). Faite, müteaddit olup ta, vakit onlardan yalnız bir miktarına vaktiyye ile beraber kâfi olabilecek suretinde dahi tertîb — kavli esahta — sâkıt olur. Çünkü vakti, fevaitin bazısını tercih edip, onlara sarf etmek, diğer bazısına sarf eylemekten, evlâ olamaz.

İkincisi, nisyandır. Yâni üzerinde faite olduğunu unutmaktır (15). Tertîb bu sebeple dahi sâkıt olarak, kılınan vaktiyye, sahih olur. Çünkü, unutunca artık faiteyi ityana kudret olmaz. Hak celle ve âlâ dahi, bir nefse, onun kadir olmadığını teklif etmez. Bir de, faitenin hatırlanmaması sebebiyle, vakti henüz mevcut olmamış ve binaenaleyh, vaktiyye ile içtima etmemiş demektir.

Üçüncüsü, fevaitin kesretidir. Fevait kesîr olmak — vitirden gayri — adeden altıya varmak ile olur (16) ki, vaktiyye tekrara vüsul île tekessür etmiş bulunur. Bu halde tertîbe riâyet, hareci müeddi ve külfet olur. Bu ise, nassan medfudur. Hem de tertibin, o halde iştiratı, vaktiyyenin fevt edilmesini müeddi olabilir ki, bu da, haramdır.

Tertibin sukutunda muteber olan, altıncı namazın vakti, çıkmaktır (17).

Fevaiti kesire ile (18) vaktiyye arasında, tertip sâkıt olduğu gibi kesîr olan nefsi fevait arasındaki tertîb dahi — alel-esah — sakıttır.

Giden geri gelmez, kaidesince, çok olan fevait kazâ oluna oluna sayıca azalarak, altıdan az kalmak ile, tertib avdet etmez (19) olduğu gibi, altı faitei-kadîmesi var iken, yeni bir faitesi daha peyda olan kimsenin dahi, tertibi sâkıtı avdet eylemez (20). (Bâzılar sukutun illeti, kesret olup, o ise, zail olmuş bulunduğu beyaniyle, tertibin avdetine kail olmuşlardır (21).

Fesad-ı mevkuf, evvelce dahi ifade edildiği gibi, hazreti imamın mezhebi olup, metinlerde açıklanmış olan da budur. Onun, mevkufun aleyh vaktiyyeler beşe bâliğ olmadan, faitenin kazâ olunmasıdır. Bu tahakkuk etmedikçe fesâd-ı mevkuf, mevkufun aleyhini bulamayarak mündefî olmakla, — evvelkilere istinat ile — namazların cümlesi, sahih olur (22).

İmameyn nezdinde fesadı-katîdir ki, hiç bir şeye mütevakkıf olmayarak, mütekerrer ve gayri zaildir (23) o kimse, o namazları yâni, hem metrûkeyi, hem de o hatırında iken, onu kazâ etmeyerek edâ ettiği beş vakit namazı, kazâ etmek lâzım gelir.

Fevait, zikrolunan suretle, altı oldukta (24), tertîb sâkıt olmakla ondan sonraki namazlar, ittifakan sahihtir.

Kaldı ki, imameyne göre, fesat bilâ-tevakkuf olmakla beraber, imam Ebû Yûsuf nezdinde — Hazreti imamın reyi veçhile — salâtın vasfına ve imam Muhammed nezdinde salâtın aslına mütaâllik olmak üzere, muhtelifün fihtir ki. imamı sani, imamı evvel gibi (her ikisinin kavillerinin ihtilâfı üzere) namazın farziyyeti fâsid olarak, namaz nafile olur, diyor İmamı salis ise, namaz esasından bâtıl olur, diyor. Semerei-hilâf, kahkaha ile, abdestin bozulması meselesinde, zahir olur ki, Şeyhayn nezdinde, kahkaha, namazın içinde vâki olmakla, abdest bozulmuş olur. İmam Muhammed nezdinde, namaz dışında vâkî olmakla, abdest bozulmuş olmaz (25).

Faitei metrûke, vitir olmak dahi, feraizden biri olmak gibidir ki, tertîb sahibi olan kimse, vitiri kılmadığı hatırında iken, sabah namazını kılarsa, salât fecir — indel-iman — mevkufen fâsit olur.

Fevait, çok oldukta, farzlar ve evkatın tezahümüne mebni kazâedilecek her namaz:  senenin  ayının  nci ... gününün öğlesini kılıyorum, demek gibi, tâyine muhtaç olup, bunda ise, külfet derkârolmakla, musâllî kendi hakkında, işi teshîl etmek istedikte, (vaktine yetişip te kılamadığı ilk öğleyi...) ve yahut, isterse (son öğleyi...) diye, niyyet eyler ki, her kılışta, ilk yahut son kalanı, kazâ etmiş olarak,tâyin hâsıl olmuş olur (26).

Kenz'de buna muhalif olarak, tâyine hacet olmadığı ve niyyete (üzerimde olan bir öğle veya ikindiyi kazâ ediyorum) demek kâfi olduğu zikrolunmuştur.

İki hükmün ikisi dahi musahhah olmakla (27), tashihin ihtilâfı cihetiyle, iş ittisa etmiş demektir. Allah raûf ve rahimdir.

Fevaitin kemiyyetini bilmeyen kimse azamîye göre amel eder. Eğer sayısı hakkında bir kanaati yok ise, üzerinde fâite kalmadığını, teyekkun edinceye kadar kazâ eder.

Fevaitin kazâsı ile iştigal etmek, nevafil kılmaktan evlâ ve ehemdir. Yalnız, mârûf sünnetler müstesnâdır ki, onları nâfile niyyetiyle kılar (28). Diğer nevafilde, ona bedel, kazâyı niyyet eyler (29).

Bir namazı kılıp kılmadığında, şek eden kimse, vakit bâki ise, iade eder. Zira, vücubün sebebi olan vakit, kaimdir. Edada ise, şek vardır. Vakit çıktıktan sonra, şek etmişse bir şey lâzım gelmez. Zira vücubün sebebi geçmiştir. Ademi-eda dahi meşkûktür. Müslimin, zahirihali, dahi, namazı vaktinde kılmış olmaktır.

Salâtın noksanında, meselâ, bir rekât eksik kılmış olduğunda, şek eden kimse, eğer namazdan fâriğ olmamışsa, onu tamamlar ve her rekât âhirinde oturur, ve eğer fâriğ olduktan sonra, şek ederse bir şey lâzım gelmez. (Bu nevi meseleler secdei sehivin ahirinde zikredilmiştir.)

Darı harpte yâni, ecnebi diyarında müslim olup ta, ahkâmı-şeriyyeyi cahil olmak cihetiyle, namaz kılmamış olan kimse, cehli müddetinde mâzûr olur ki, dârı İslâma geldiğinde, onları duyup, öğrenmekle, kazâ etmek lâzım gelmez. Çünkü, hitap ancak, onu bilmekle ve yahut onun delîli ile, müteveccih olur ki, o da, dârı islâmda bulunmaktır. Onda, bunlar mevcut olmamıştır.

Dârı islâmda, şerâyî zahir ve şâyî olmakla, burada ihtida eden, bilmemesi ile, mâzur olamaz.

Cemaat, edada meşrû olduğu gibi, kazâda dahi meşrû olmak ve ezan, yahut ikamet okunmak mesaili için, ezan, ikamet ve imamet babına müracaat olunsun.

------------------

(3) Mâsiyetten kesilmek, tevbenin şartlarındandır. Haccı-mebrûr, kebairi dahi örter.

(4)Onlara kazâ itlakı da, mecazdır.

(5)Mustahak, lâzım mânâsınadır. Cevherede, şart lâfzının dahi, ilâvesiyle(şartı mustahak) denilmiştir. Sahibi Hidaye: İndena, müstahak ve indeş-şâfiî, müstahab demiştir.

Bu bapta meşayihin sözleri, muhtelif olduğundan, müellif müstahak lâfzını tercih etmiştir.

(6) O namaz, o kimse için, nafile olur.

(7) Hadisi hazreti Câbirde dahi, vâkîdir ki, Resulullah sallallahü teâlâ aleyhive sellem efendimiz hazretleri, bir ikindi namazını, güneşin gurubundan sonra, kazâ buyurup, ondan sonra, akşam namazını kılmışlardır. Bu da, mezkûr tertibindelîl istihkakıdır. Eğer, tertip müstahab olaydı, tehiri mekruh olan, akşam namazını müstahab için, tehir buyurmazlardı.

(8) Nitekim, Ezan babında geçti. Muhaşşî der ki, hâsılı kelâm: aleyhissalâtüvesselâm efendimiz hazretlerinden, bir namazı, ne edaen ve ne kazaen makabline takdim ve mâbâdinden tehir etmek, vâkî olmamıştır. Eğer, tertibe riayet bazı eimmenin dedikleri gibi, müstahab olaydı, tertibin terkinin dahi cevazını beyan için, bir kere olsun, terk ederler veya terke işaret buyururlardı. Bu ise, kendilerinden ve ne sahabe hazeratının birinden, ne kavlen ve ne fiilen naklolunmamıştır.

(9) Çünkü, vaktiyye vazifesi, beş iken altı olmakla, tekessür eylemiş olur.Vitir dahi, kazâsı lâzım bir namaz ise de, bu hesapta sayıya dahil olmaz.

(10) Yâni bilâ tevekkuftur. Lâkin, — indessânî — fâsid olan vasıf, farziyyettir. Ve — indessâlis — salâtın aslıdır.

(11) Dürer haşiyesinde mezkûr fesadın, tertibin vücubünü bilene göre olduğukaydı vardır.

(12) Müellif, maal-vaktiyye, fevaitin hepsini, istiaba vakit kâfi olamamak, demiş olduğundan, bundan anlaşılan, vakit cemiî fevaitten, dar olmayıp ta, vaktiyyeile beraber bazı fevaite kâfi gelmemektir. Meselâ: Öğle namazını unutarak ikindinamazına başlayıp, unuttuğu öğleyi, şöyle bir zamanda hatırladığında, öğlesiyleiştigal etse, ikindisi, kerahet vaktinde vâkî olacak. İndeş-şeyhayn onu kesip öğleyikılar. İmam Muhammed indinde, ikindiye, devam edip, öğleyi, güneşin gurubundansonra, kazâ eyler.

(13) Mütevater: salâtı mektubenin vakti, salâtı hazıra için olmaktır, çünkü vakitle farz olan namaz, vaktin kendi namazıdır, geçmiş namaz değil.

(14) Ve ona kat'î lâzım olmaz, zîra ona — evvelden olan  şürû, (nisyan olduğu için) câizdir. Kesse de, saniyen başlayabileceği cihetle, kesmenin faidesi yoktur. Bekâ, iptidadan, eshel olduğu için, cevaza dahi, evlâ olmuştur.

(15) Nisyan ve cehil (unutma ve bilmeme) şâfiîde aynı hükme girer. Hanefîdeayn ayrıdır.

(16) Gerek hakikaten altı olsun, gerek hükmen altı bulunsun: bir faite üzerinden, onu mütezekkir olduğu halde, beş vakit namaz kılınarak, güzeran olmakgibi.

Vitir, bu hesaba katılamayacağından, istisna edilmiştir. Gerçi vitir, yatsıdan sonra kılınır, fakat kendine mahsus belli bir vakte sahip değildir. Bu yüzden namaz vakitleri beş olarak sübût bulmuştur.

(17) Altıncı namazın vakti girmekle, olduğu dahi, rivayet olunmuştur. Çünkü,beş namaz üzerine zait olan, tekrar hükmündedir.

(18) En az altı vakitlik faiteye, kesir ve onun aşağısına kalil diyoruz.

(19) Esah olan budur. Bunun hilâfına yâni, fevait killete avdet etmekle, tertibin dahi avdet edeceğine kail olanlar varsa da fetva bunun hilâfınadır. Nitekimmetinde ve bundan sonraki dip notunda (hamişte) açıklanmıştır.

(20) Yeni fevait ile eski fevait, tertibin ıskatında müsavidir. Evvelkinde, ashab ve meşayihimizin, mütekaddimin ve müteehhirîni müttefiklerdir. İkincisinde,hilâf vardır, şöyle ki, bir aylık namazı kazâya bırakarak, vaktiyyata ikbal etmişolan kimse, vaktiyyelerinin dahi, birini geçirerek, o hatırında iken, diğer vaktiyyeyikılsa, bâzı müteehhirîn demişlerdir ki, onu tehavünden zecren, bu namaz caiz olmaz.Bâzılar caiz olur, demişlerdir. Zamanımızda bununla üfta etmek evlâdır. Zira, ibadatta tehavün, faşîdir (yaygındır). İmdi, otuz sabah namazı kazâ edip, sonra dahiöğleleri ve ikindileri «ilâ âhirini» kazâ eylese, hepsi sahih olur. Fevait — çoğaldıktansonra — kıllete, dönmüş olmakla dahi, tertib avdet etmez. Nitekim, bir aylık namazıkazâ edip te, yalnız bir günlüğünü kazâ etmeden, vaktiyyeye başlasa ve faitesi dahi,hatırında bulunsa, şûruû, câiz olur. Bütün fevaitini kazâ etse, dahi tertip avdetetmez. Lâkin, müellif (Hidâye sahibi) ve sairi, fevaitin hepsi, kazâ edilmiş olmak sûretinde, tertibin avdet edeceğini, zikretmişlerdir.

(21) Zikr olunan iki sûrette de — esah rivayet — avdet etmemektir. Fetva dahi, bunun üzerindedir. Çünkü, bu faite ile iştigal, o fevait ile iştigalden evlâ değildir.Hepsiyle iştigalde ise, vakit farizasını fevt etmek vardır. Onların dedikleri, tehavünden zecri değil, tehavünü müeddi olur. Çünkü, salâtı fevt etmeği itiyad edip te, nefsine tekâsül, galip olmuş olan kimse: «tertip olmaz ise, cevaz da olmaz» diye üftaedilse, diğer namazı dahi, geçirip, arka arkaya olacak, fevait haddi kesretevarır.

(22) Çünkü hükmün sıhhati, illetin varlığına istinad etmiştir. Terk edilen namazların kazâsı ile diğerleri de fesattan kurtulmuş olur. İlletin avdeti ile hükmünde avdet edeceğine dair başka misaller de vardır: Zekâtını sene içinde veren, senesonunda nisaptan düşerse, (fakirleşirse), o zekât farz yerine değil, nâfile yerine kaimolmuş olur. Arafattan dönüşte akşam namazını yolda kılan kimsenin namazı Müzdelifeye gelince nafileye münkalip olur. Şayet onu Müzdelifede o gece iâde etmezse fecrintulûu ile iâde imkânı kalmadığından tekrar farza münkalip olur. Öğle namazını evinde kılıp, sonra Cuma namazına çıkan insan da öyledir. Cumaya yetişip, Cuma namazını kılabilirse evinde kılmış olduğu öğle, nâfile yerine geçer. Cemaate yetişemez deCumayı kılamazsa o namaz farz yerine kaim olur.

(23) Çünkü, illetin tesiri ancak mâbâdinedir: Av için öğretilmiş olan köpek gibiki, onun teallümü, üç kere, tuttuğunu yememesiyle, sabit olarak, ondan sonra tuttuğu av yenmeğe salih olur. Ondan evvel tuttuklarında, o salâh ve halâliyyet olamaz.Kölesini alış verişte görüp sükût eden, ondan sonraki tasarrufu hakkında, köleye— delâleten — izin vermiş olur. O tasarrufu hakkında değil.

(24) Tertibin sukutunda sevab olan, metrukeden başka, beş namaz, daha olmağa itibar olunmaktır ki, onunla altı sayılır.

(25) İmam Muhammedin kavli, istihkakı-tertib meselesinde, mütemessek olan,hadîsi sabık ile mahcuptur ki, imam arkasında, faitesini tezekkür eden kimse, namazına devam ile memurdur. Hem de vasfa âit olan şey ile, onun butlanı, aslınbutlanını, icap etmez: kefareti-muassirin savmında olduğu gibi ki, muassir olankimse, savm ile kefaret orucunun müddetinin hitamından evvel, yesare ermek takdirinde, tuttuğu oruç, kefaret olmasa, nafile vâkî olur.

(26) Müellifi merhum, tarihin tâyinine misal olarak, bin elli dört senesi ikincicemadının, on sekizinci pazartesi gününü, göstermiştir ki, onda — Muhaşşinin ifadesiveçhile — bunun, telîf tarihine işaret nüktesi vardır. Bu eseri kemterin, şu günkü,tahrîr tarihi dahi, bin üç yüz yirmi bir senesi zil-kadesinin on birinci cuma günü sabahıdır.

(27) Burada mezkûr olan, Zeyleînin ve Kenzde mezkûr olan Zâhidînin tashihkerdesidir.

(28) Kudûrî şerhi muzmerratında salâtı-duha ve salâtı-tesbîhi ve ahbar ve hadîste vârid, sair namazları da, bu meyana ithal etmiştir.

(29)Hiç bir namazını geçirmemiş olan kimse, ömrü müddetince, namazlarınıihtiyaten kazâ etse, mekrûh olur, denildi. Mekrûh olmaz, diyenler de oldu. Çünkü,seleften çok kimseler onu yaptılar. Efdâl, o kimse dört rekâtlı farzların, son ikirekâtlarında — fatiha ile — sûre okumaktır. Çünkü, min veçhin nevafildir. Farzolmak ihtimaline göre, onun dört rekâtında dahi, sûre zam etmiş olmak, nefeldevâcibi, terk eylemekten evlâdır.