Teyemmüm

Yayınlanma Nimet-i İslam


Teyemmüm, bu ümmetin hasâısından olan, bir tahârettir ki, su yokluğunda veya suyun kullanılmasında kudretin yokluğunda, (tâhir olan toprak ile, hadesi izale etmektir). Ruhsat olarak meşrû kılınmıştır.

Ruhsat, hem âlet haysiyyetiyledir ki, arzın, pâk cinsinin sathı zâhiriyle iktifa olunmuştur. Hem de, mahal haysiyyetiyledir ki, onda abdest âzasının yarısına iktisar edilmiştir.

Teyemmüm, lûgatte teymim gibi, mutlak kasttır. (Teymim, birine teyemmüm ettirmek mânâsındadır).

Şer'an teyemmüm, temiz yer ile, yüzü ve elleri (dirseklerine kadar kollar ile beraber) mesihten ibarettir.

(Saîd), yeryüzüdür. (Mutahhar) kaydı, âyet-i kerimedeki (tayyip) ten alınmış olarak, pislenmiş olup ta, kuruyan yerden, sakınılmalıdır ki, o gibi yerden teyemmüm olunmaz.

Teyemmümde, kast şarttır. Çünkü niyyettir (1).

Teyemmüm, kitap ve sünnet ile sabittir. Kitabı kerîmde: «Su bulamayınca o zaman temiz bir yere teyemmüm ediniz.» (Maide: 6) âyet-i celîlesi olduğu gibi hadîs-i şerifte dahi: «Teyemmüm suyu bulamadığı zaman müslümanın temizliğidir» buyurulmuştur (2).

Kitap ve sünnet natık olduğu ve ata sözlerinde dahi bulunduğu üzere: «Su bulunmadığı yerde teyemmüm edilir.» Teyemmüm, abdeste bedel olduğu gibi, gusle dahi bedel olur. Çünkü, siyâkı âyette hadesi asgar ile hadesi ekber birleşmiştir. Yalnız, teyemmüm, ihramın sünneti olan gusle bedel olmaz, zira, ondan maksat, bedenin tanzifidir (3).

Binaenaleyh, abdest alacak veya gusül edecek kimse, yeter su bulamadığı, veyahut suyu kullanmağa kaadir olamadığı halde teyemmüm eder. Hattâ, hadesi ekber üzere olan kimse, kendinin yalnız bâzı âzâsına yahut yalnız abdestine yetecek kadar suyu olsa dahi, teyemmüm eder (abdest alıp da, pek az yeri kuru kalan ve su bulamayan veya mesih müddeti geçip de ayaklarım yıkamağa kâfi suyu olmayan kimse dahi, teyemmüm eder).

Hadesi ekber için teyemmüm edip de abdest almayı mucip hades-i asgar vuku bulsa ve eldeki su buna kifayet edecek miktarda olsa, o su ile abdest alabilir. Çünkü, abdeste yeter suyu bulmuş ve istimaline kudreti kâfi bulunmuştur. (Bu gibilere teyemmüm lâzım olmaz. Zira, evvelce ettiği teyemmümle, gusle yetecek suyu buluncaya kadar, hades-i ekberden çıkmış bulunuyor).

Teyemmümün sebebi, hükmü, rüknü, vücûb ve sıhhatinin şartı, sıfatı ve keyfiyeti vardır.

Teyemmümün sebebi: Abdeste ve gusle sebep olan istibâhadır.

Bu, onun hem de dünyevî hükmüdür. Uhrevî hükmü ise, sevaptır.

Teyemmümün rüknü: Yüzü ve kolları, (saîdi tayyib) ile mesh etmekten ibaret olmak üzere, ikidir. Bunlar, teyemmümün hem de farzlarıdır.

Teyemmümün şart ve vücûbu : Abdestte olduğu gibi, İslâm, akıl, bülûğ, hadesin varlığı, teyemmüme münâfi halin yokluğu, teyemmümü câiz olan kudretten ibaret olmak üzere, altıdır.

(Müellif âtide bunu dahi, abdestte olduğu gibi sekiz olarak tesbit etmiştir) .

Abdestte, şartlardan biri olan yeter miktarda suyu istimale kudret, bunda şart değildir.

Bunların hülâsası: Taharet ile mükellef olan kimsenin, hadesten tahareti, su ile icraya kadir olamamasıdır.

Teyemmümün sıhhatinin şartları sekizdir.

İlk şart, niyyettir. Niyyetin hakikati, fiil üzerine raptı-kalb etmekten ibaret olup, teyemmümde niyyetin vakti, elini teyemmüm edeceği şeye vurmak yahut eline isabet eden toprak ile, teyemmüm uzvunu mesh etmek zamanıdır.

Niyyetin haddizatında, üç sıhhat şartı vardır. Birincisi İslâm, ikincisi temyiz (4) üçüncüsü de niyyete ilimdir (5).

Hassaten teyemmüme niyyet için, bir şart vardır ki, o da namazın miftahı olabilmek için, teyemmüme, ancak şu üç vechin biriyle: Ya kendisine olan hadesten taharete (6), yahut istibâhai salâta, veyahut (taharetsiz sahih ve helâl olmayan, kasdolunan ibâdete) niyyet olunmaktadır 7

Beyan olunan vecihlerden birini düşünerek, mücerret teyemmümü niyyet eyleyen kimse, o teyemmüm ile namaz kılamadığı gibi, kıraeti Kur'ân, messi Mushaf, duhulü mescid, başkasını talim, ziyareti kabir ezan, ikamet, selâm veya reddi selâm, duhulü İslâm için niyyet ederek yapılan teyemmüm ile dahi namaz kılınmaz. Çünkü, bunların bir kısmı taharete mütevakkıf olmayan tâatten ibarettir. Diğer bir takımı da tahareti mütevakkıf ise de, ibâdeti maksude değildir. Ezcümle, kıraeti Kur'ân gerçi ibâdeti maksûdedir, lâkin mütevakkıfı taharet değildir (8).

Messi Mushaf, gerçi taharete mütevakkıftır. Velâkin ibâdeti maksude değildir. Maksut tilâvettir. Mess onun vesilesidir. Mescide girmek dahi, hades-i ekber eshabına göre böyledir. Yâni taharete mütevakkıftır. Velâkin ibâdeti maksude değildir. Başkasına öğretmek maksadıyla edilen teyemmüm gerçi ibadeti maksûdedir, velâkin taharete mütevakkıf değildir (Maahâzâ talim kavlen dahi mümkündür). Ziyareti kabir, ezan, ikamet, selâm ve reddi selâm dahi taharete mütevakkıf olmayan taattandır.

Duhûlü İslâm hususuna gelince: İmam ebu Yûsuf hazretleri, bu husus, her ibadetin başı olmak itibariyle, hini İslâm ve ihtidâda o niyyet ile edilen teyemmümle namaz dahi kılınacağına, hüküm etmiş ise de, İmam Ebû Hanife ve İmam Muhammed hazretleri «Toprak Müslümanın temizliğidir.» hadisinde toprak yâni (vechi arz) ancak müslim hakkında mutahhar kılınmış olduğu beyaniyle, niyyeti mezkûreyle edilen teyemmüm, namaz için kâfi olamaz, demişlerdir. Esah olan da budur.

(İkinci şart) özrü mübîhtir ki, teyemmümü mübah kılan özür demektir.

Özrün nevileri vardır: Mükellef, abdeste veya gusle yetecek sudan - şehir içinde bile olsa - tahminen bir mil yâni, dört bin adım, uzak bulunmak (9), gusül ettiği takdirde hasta olmaktan veya hasta ise hastalığının şiddetlenme ve uzamasından korkmak (10), soğuktan barınacak yer veya suyu ısıtacak şey olmamak ve şehirde ise, hamam parası bulunmadığından gusül ettiği takdirde (11) bâzı âzâsı üzerine zarar ve nefsine maraz husulünden korkmak, suya gittiği takdirde düşman veya hayvandan ya canı yahut malı veya ırzı ve emâneti hakkında endişe etmek, iflâs etmiş borçlu ise (12) haps ve tevkiften korkmak (13), nefsi yahut kafile refiki, veyahut köpek dahi olsa hayvanı hakkında ya derhal veya biraz sonra susuzluk çekmek (çünkü hacet için temin olunan şey, yok hükmünde olmakla, başka işte kullanılamaz), hiç bir zaruret yokken çorba pişirmek kabilinden fazladan bir ihtiyaç için değil de, ekmek yapmak için hamur yoğurmak ihtiyacında olmak, su almak için ip ve kova gibi temiz âlet bulunmamak, cenaze ve bayram namazlarını geçirmek korkusu olmak (14) bunlar mübîh özürler cümlesindendir.

Cuma ve vakit namazlarını geçirmek korkusu, özür değildir. Çünkü bunların halefi vardır. Cumaya yetişilmez ise öğle kılınır. Vakit namazı geçer ise kaza edilir.

İçilmek için kırlara ve sarnıç gibi yerlere konulmuş (15) sular, teyemmümü menetmez. Meğer ki, her şey için kullanılmağa yetecek kadar çok ola.

Hacıların, hediye için yanlarındaki zemzem teyemmüme mânidir.

(Üçüncü Şart): Teyemmüm, toprak, taş, kum gibi (16) yer yüzü cinsinden (17) olan şeylerin tayyip ve tahiriyle (18) olmaktır.

Zirnik, mürdesenk, ot taşı, aşı boyası, kireç sürme ve kükürtten ve firûze ve akik ve bilcümle maâdin taşlarından (19), kaya tuzundan, yanık topraktan, külü galip olmayan yangın yerinden ve (arz cinsinden olmayan katışığı galip bulunan) (20) topraktan teyemmüm olunur.

Undan, odundan, altından, gümüşten, bakırdan, demirden teyemmüm olunmaz ki, hülâsası: Arz cinsinin (ihtirâkı kabul eden) yâni yanıp kül olan (nebat kısmiyle intibaa gelen) maden kısmına teyemmüm câiz olmamaktır. Meğer ki, bunlar tozlanmış ola! Toz üzerine ve hattâ zahirenin, elbisenin ve hayvanın üzerindeki toza dahi teyemmüm olunur. Arz cinsinden olmak üzere, tadat olunan şeylerde toz olup, ele bulaşmak şart değildir. Üzerinde toz eseri olmayan mermerden ve nemli topraktan dahi teyemmüm olunur. Toz, arz cinsinden olmayan şeylerde aranır (21).

Vaktin çıkmasından korkulmadıkça, çamur kurutulur. Yaş çamur teyemmüme müsait olmaz.

(Dördüncü Şart) mesh ile bir yerin avuçlanmasıdır ki, yüzü (ve hattâ sakal başı ile kulak arasındaki açığı ve kaş ile göz arasını ve burun delikleri etrafını) ve dirseklere kadar el ve kolları, tamamiyle avuçlayarak mesheylemektir (22).

Yüzüğü ve bileziği yerinden oynatır ve parmaklarını hilâllar. (Bunu ikinci darbede, ellerini silkmezden ve kollarının meshinden önce yapar. Sakalını hilâllamaz. İtibar, tozun değmesine değil, meshe olduğundan, iki darbeden ibaret olan teyemmüme, bunun için, bir üçüncü darbe ziyade etmek lâzım gelmez. Zira, meshin ona tevakkufu yoktur).

(Beşinci Şart) meshi, elin yahut el yerine kullanılan şeyin tamamı (23) ile veya kısmı âzamiyle etmektir. Eğer iki parmağı ile, mesheder ise (tekrariyle) istîâb hâsıl olsa bile, câiz olmaz (24). (İki eliyle meshetmek şart değildir. Bir eliyle yüzünü ve diğer eliyle bir kolunu meshehtse de olur. Diğer kolu için, darbeyi tekrar eder).

(Altıncı Şart) teyemmüm, elin iç kısmiyle, iki darbede olmaktır. Darpten maksat, el koymaktır. Darbı, gerek müstelzem olsun, gerek olmasın.

Niyyet edip, başkasına emrederek, kendisine teyemmüm ettirse, sahih olur.

Kitab-ı Kerimde, teyemmüm, mesh ile beyan edilmiş olup, teyemmümde mesihten başka bir emir olmadığı cihetle, darbeler, ne şart ne ne rükün olmadığından, türabın cesede isabeti, teyemmüm niyyetiyle mesih vaki olmak halinde, darbe makamına kaim olur (25). Kollarını sıvayarak, tozun bulunduğu yere, meselâ, yıkılan duvarın tozuna durup, yüzüne ve kollarına isabet eden tozu, niyyet ile mesheyler ise, teyemmüm etmiş olur. «Teyemmüm iki darpten ibarettir. Bir darp yüz için, bir darp da kol içindir.» hadis-i şerifi teyemmüm edenin ekseri halini beyan içindir. Yahut, darbeteynden meshe dahi şâmil, bir umumî mânâ maksuttur.

Teyemmümde, ilk darbenin (yani el koymanın) vaki olduğu yere, aynen, ikinci darbe dahi vaki olmak ve bir kimsenin teyemmüm ettiği yerden bir diğeri dahi teyemmüm etmek câiz olur (26). Zira, o yer müstamel olacak değildir. Çünkü, teyemmüm, elde olan şey iledir (27).

(Yedinci Şart) abdestte olduğu gibi (hali münâfi) kesilmiş bulunmaktır. Meselâ: Burnu kanar iken, yahut istibrası tamam olmamışken ve kadın kısmına göre, hayiz ve nifâs demleri kesilmemiş iken, alınan abdest (28) sahih olmadığı gibi edilen teyemmüm de sahih olmaz.

(Sekizinci Şart) Balmumu ve kurumuş hamur gibi, ten üzerine edilecek meshe mâni olan şeyler, cesetten izale edilmiş olmaktır. Çünkü, bunlar mevcut iken edilen mesh, tene değil, bunların üzerine edilmiş olur.

Teyemmümün vasfı: Abdestin farz olduğu yerde farz ve vâcip olduğu yerde vâcip olmaktır. Hadesli olarak mescide girmek için, teyemmüm etmek, menduptur.

Hades-i ekber halinde, mescide girmeğe muztar olana, teyemmüm vâcip olup, mescitte muhtelim olana, çabucak çıktığı takdirde, teyemmüm mendup ve bir korkuya mebni durmağa mecbur ise vâciptir.

Teyemmümün keyfiyeti: Sünende beyan olunan veçhile, iki elini arz cinsinden tâhir bir şeye koyup, evvelâ yüzünü tamamiyle avuçlayarak mesheylemek ve ikincisinde, ellerini o şeye yine koyup, parmaklarını hilâlladıktan sonra, iptidâ, sol eliyle sağ kolunu, badehû sağ eliyle sol kolunu dirsekleriyle beraber, içini ve dışını aynı şekilde avuçlayarak mesheylemektir (29).

Muhaşşi der ki: Avuç içinin meshinde ihtilâf etmişlerdir. Esah olan budur ki, elleri yere vurmak, ona kâfi olduğu cihetle, avuçların içini meshetmek lâzım gelmez.

Teyemmümün sünnetleri yedidir.

1 — İptidasında, abdestte olduğu gibi besmele çekmek.

2 — Tertibe riâyet edip, evvelâ yüzünü, sonra kollarını mesheylemek.

3 — Bunları, birbirini takip ederek yapmak.

4 — Ellerini yere koyduğunda, evvelâ ileriye sürmek.

5 — Badehû geriye çekmek.

6 — Ellerini kaldırdıkta, yüzünü kirletmekten sakınmak ve sünnetiseniyyeye uymak için silkelemek.

7 — Ellerini koyma halinde - tathirde mübalâğa için - parmakları açıkbulundurmak.

Suyu olmayan kimse vakti müstahap (30) çıkmadan bulacağını zannı galip ile ümit ederse, teyemmümü geri bırakmak menduptur ki, namazı ekmeli taharet ile edâ etmiş olur.

İmam Ebû Hanife hazretlerinden ve İmam Ebû Yûsuftan, reyin galibi muhakkak gibi olduğuna mebni, bunun yani tehirin, mütehattim olduğu dahi mervidir (31). Amma, vakit dahilinde su bulmağı ümit etmeyen kimseye, namazın tehiri mendup olmayıp, o kimse namazı, vakti müstahap içinde teyemmüm ile kılar.

Su vaad olunmak suretinde, namaz kazaya kalmak korkusu olsa bile, tehir etmek lâzımdır (32).

Vaad edenin nezdinde su mevcut, yahut bir mil mesafeden az olmak üzere ona yakın ise, demek ki, bunda ittifak vardır. Amma, onun yanında mevcut değil, yahut bir mil veya daha ziyade uzak ise, tehir lâzım olmaz. Zira, şâri ona teyemmümü mübah kılmıştır.

Suyun temini vaad olunmak suretinde, (indel-imam) kazâ korkusu olmaz ise, tehiri lâzım olup, eğer kaza korkusu olur ise, sudan aczine ve minnet belâsına mebni, teyemmüm eder. (İndel-imâmeyn) su vaad olunmak suretinde olduğu gibi, zâhiren vaade vefa ile kudretin zuhûruna mebni. namazın kazaya kalması korkusu, olsa bile, tehir lâzımdır. (Metin meselesi, kavli imamdır).

Kır yerde, suyun bir mil mesafeden daha yakın bulunmasını, kuş veya yeşillik görerek veyahut haber alarak zan eyleyen kimseye, zannı cihetine - yolun emin olması şartiyle - üç dört yüz adıma kadar, ya bizzat giderek veya birisini göndererek suyu aramak lâzımdır.

Su bulacağım zan eylemeyen, yahut düşman korkusu olan kimseye, su aramak lâzım değildir. Yerlilerden yahut su ilmine ittilâı olan birini bulan kimse için, onlara sormak lâzımdır.

Eğer o kimse, başkasına sormadan, teyemmüm eyleyip namaz kılar ve sonra su olduğu kendisine haber verilirse, namazı iâde eder. Aksi halde, (yâni haber verilmez ise) iâde etmez. Su, esirgenecek bir şey olmadığına göre, suyu yanında bulunan kimseden istemek - su âdeten mebzul olmakla, istemekte küçüklük olmadığından - lâzımdır. (Esirgenecek olsa dahi, istemek efdâldir).

(Hasan bin Zeyyad hazretleri: Sualde zillet olmakla, onda harec vardır. Teyemmüm ise, harecin def'i için meşru kılındığından talep lâzım gelmez buyurmuştur).

Su bulunduğu, ancak değer kıymetinden başka suretle elde edilmek mümkün olmadığı ve ihtiyacına kifayet edecek miktardan fazla parası bulunduğu takdirde, bedeliyle satın alınmak lâzımdır. Değer kıymetinden biraz ziyadeye de olsa, satın alınmak lâzım gelip, eğer gabnı fâhiş olursa (yâni kıymetinin iki katı mukabilinde) satılmak istenirse, yahut değer kıymetini ödeyemeyecek halde bulunursa satın almak lâzım gelmez. Bu sebeple ödünç alarak borçlanmak gerekmez.

Bir teyemmüm ile, abdest gibi, kılınabildiği kadar namaz kılınabilir. İmam Şâfiînin muhalefetinden kurtulmak için, evlâ olan, her farz için teyemmümü tekrar etmektir.

Bir teyemmüm ile, dilediği kadar nafile namaz kılmakta ittifak vardır.

Vaktin girmesinden evvel dahi teyemmüm edebilir. Çünkü şarttır. Meşrûtu sebkat temiş olur. Sebep, istibâhadan ibaret olan irâdedir ki, o da hâsıl olmuştur.

Abdest âzâsının çoğunda veya yarısında, az dahi olsa, yara (özür) olan kimse teyemmüm eder.

Ekser âzâsı sağlam olup da azı yaralı (mâzur) ise, sağlamını yıkayıp yaralıları mesh eyler (teyemmüm etmez).

Abdest hakkında meselenin hükmü budur, yâni kesret, âzânın adedi itibariyle olmaktır. (Mecruhiyyeti, her uzvun kendinde itibar edenler de vardır. Bu itibara göre, abdest âzâlarından her birinin ekseri kısmı yaralı ise, teyemmüm eder ve illâ etmez). Gusül hakkında, bütün beden, bir uzuv hükmünde olmakla, kesret, tamam bedendeki yaralılığa göre hisap edilir.

 Bedenin kısmı âzâmı veya yansı yaralı ise, teyemmüm eder, bilakis kısmı azı yaralı ve çoğu sağlam ise, sağlamları yıkayıp diğerlerini (yâni ma'lûl olanlarını) mesh eyler.

(Abdest âzâsında olsun, bütün bedende olsun, yarı bütün hükmündedir. Dürrü Muhtâra göre, yan yarıya olduğu zaman dahi sağlamını gasl ve ma'zûrlarını mesh eyler).

Meshi, mümkün ise cesede, değil ise sargıya eder. (Bağlı değil ise mesh edeceği vakit bağlar). Mesihten zarar görecekse terk eyler.

Gasl ile teyemmümü cemetmek, yâni ma'lûl olmayan yeri yıkayıp, malûl bulunan yer için teyemmüm eylemek sahih olmaz. Çünkü bunun şeriâtte benzeri yoktur. Bedel ile mübeddelün minh ictimâ etmez. (33)

Mühim bir ihtar: Derdi sebebiyle başına su dökmekten zarar gören kimseden, abdestte başına mesh etmek sâkıt olur.

Özürde olan müsâvata mebni, bu meselede, abdest ile gusül birdir.

Eli çolak olup suyu kullanmaya kadir olmayan kimse, teyemmümde yüzünü ve kolarını yere sürer. Namazı terk etmez.

Kolu dirsekten aşağıca kesik olan kimse, kalan yerini, abdestte yıkar ve teyemmümde mesh eder. Eğer kesiklik ve eksiklik farz yerini tecâvüz etmiş yâni dirsekler dahi gitmiş ise ondan gasl ve mesh sâkıt olur. Nitekim, erkânı vuzu bahsinin sonunda zikredilmiştir.

Böyle olan kimse yalnız yüzünü yere sürerek teyemmüm eder.

Elleri ve ayakları kesik olanın, yüzünde yara var ise, namazı abdestsiz ve teyemmümsüz kılar. İâde etmez.

Bâzıları: Bu gibilerden, artık namaz dahi sâkıt olur demişlerdir.

Kendisine abdest aldıracak kimse bulamayan âciz, ittifakan teyemmüm eder. Gayrın kudreti ile kaadir olan âciz, imameyn indinde kaadirdir. Yâni, abdest aldırmaya yardımcı bulan kimse teyemmüm edemez. Yardımcı, kendi çocuğu veya hizmetçisi ise, teyemmüm etmek câiz olmaz. Bunlardan başkası . yardım isteği üzerine yardım ederse, yine zahiri mezhebe göre, teyemmüm etmemektir.

Zevceynden birinin diğerine abdest aldırması ve namaza ait işlerde onu yoklaması, vâcib olmadığından, onların biri diğerinin kudretiyle kaadir sayılamaz.

Müteneccis, bir yerde mahsur veya marîz olup ta temiz su ile temiz toprak dahi bulamayan kimse, (indel-imam) namazı tehir eder. (İmameyn indinde) musalliye teşebbüs eyler. Yâni musalliye takliden ve îmâen namazı kılar. İmam hazretlerinin dahi buna rücûları sahihtir.

Teşebbühün mânası, namaz kılar gibi evzâ'da bulunmaktır. Hatta kuru ve pâk bir yer bulur ise, hadesi gerek asgar, gerek ekber olsun kıraet etmeyerek, rükû ve sücud dahi eder. Aksi halde, kıyam ile îmâ ve iktifa eyler. Kıyamı ile salâtı kasd etmediği gibi eğilmesiyle ve yere kapanması ile de rükû ve sücudü kasd eylemez ve kıraet ve teşbih dahi etmez.

Bu taktirde, geçen namazları, kurtuldukta iâde eder.

------------------

(1) Teyemmüm, niyetsiz olmaz. Üç meselede teyemmüm, abdestten ayrılır. Biri; bir müslim abdest aldıktan sonra, mürtet olsa ve badehû tövbe etse, evvelce almış olduğu abdest ile, namaz kılabilir. Bu hal, teyemmümde olamaz. İkincisi; birkimse, birine talim için abdest alsa, o abdest ile namaz kılabilir. Talimen edilenteyemmüm ile namaz kılınmaz. Üçüncüsü; bir gayri müslim, evvel abdest alıp sonraihtida etse, onunla namaz kılabilir. Bu hal, teyemmümde câiz değildir.

(2) Teyemmüm âyetinin sebebi nüzulü: Sahihhaynde zikredildiğine göre, Gazve-ibenî Mustalik dahi denilen, Gazvetül-Merîside Hazreti Aişe validemizin, kılâdeleridüşmüş olmakla, onların taharrisiyle susuz bir yerde gecikilmiş olmasıdır. Esîd-İbnilhadîr hazretleri, bunun üzerine, «Yâ âli Ebî Bekir, sizin bereketiniz ne çoktur» söyler olmuştur.

(3)Ammâr İbni Yâsir hazretlerinden rivayet edildiğine göre, Hazreti müşarünileyh: «Nebiyyi ekrem efendimiz, beni bir iş için göndermişlerdi. Yolda hades-i ekbere müptelâ oldum. Su bulamadım, yere yatıp toprağa bulandım. Nebiy aleyhissalâtü ves-selâma mülâki olduğumda bunu arzettim. Sana şöyle yapmak kâfi idi,diye mübarek ellerini, iki defa yere vurup, ilkinde vechi şeriflerini, ikincisinde, sağve sol kollarını mesh ettiler» demiştir.

(4) Neyi niyyet etmiş ise, onu diğerinden ayırmak.

(5) Niyyet, ilimden başka bir mânadır. Yâni hakikat, ilmin gayri bir hakikattir. Niyyet ve kasd, (irâdei hâdiseden) ibaret olduğu için, Cenab-ı Hakka. Nâvi (niyyet edici) ve Kasid (kasdedici) itlâk olunmaz.

(6) Hadesin ekberini tâyin etmek gart değildir. Niyyet, hadesten taharetin ikikısmı için kâfidir. Çünkü, taharet namaz için meşru ve onun sıhhati ve ibahai fiiliiçin meşrut olmakla, alel-ıtlâk, hadesten taharete niyyet, ibahai salâta niyyet demektir. Cünübün abdest niyyetiyle ettiği teyemmüm sahihtir.

(7) Bu vechile niyyet olunan şey, ya namaz olur, yahut namazdan cüz bulunur.Salâtı cenaze ve secdei tilâvet ve alel-hilâf secdei şükür gibi. Hadesi ekbere göre,kıraeti Kur'ân dahi olabilir.

(8) Abdestsiz olan da ezbere Kur'ân okuyabilir. Tilâvet, hadesi ekberden teharete mütevakkıf olmakla, gusül edecek kimse, bir özürden dolayı gusle bedel, teyemmüm ederken, kıraeti Kur'ân niyyetiyle, teyemmüm eylerse, o teyemmüm ile namaz kılınabilir. Zira, ona göre tilâvet, taharetsiz helâl olmayan, bir ibâdeti maksudedir.

(9) Tahmin, zanni galip demektir. Zanni galip, hükmü yakîn halindedir. Bir mil, dört bin adım olup, o miktar mesafedeki yere gitmekte - her nerede olsa - güçlük olup, teyemmüm ise, güçlüğü kaldırmak için meşru kılınmış olmakla, suyun o kadar uzak yerde olması, bir özürdür ki, teyemmümü mübah kılar.

(10) Bunlar, ya tecrübe ile yakînen, yahut âdil ve müslim olan hâzik hekiminihbârına mebni, zanni galip ile olur. Alâ kavlin, müslimi mestur olan hâzik hekimindahi ihbârı kifâyet eder. Mücerret vehme itibâr yoktur.

(11) Müellif, bu özrü abdeste dahi şâmil kılmış ise de, Muhaşşi, onu tevehhümehamletmiştir.

(12) Borçlu, zengin ise, ödemeği geciktirmekle zulmetmiş olduğu için, ona teyemmüm câiz olmaz.

(13) Bunlara iâde dahi yoktur. Terki vuzû' üzere mükreh olan gibi değildir ki o,teyemmümle kıldığı namazı, sonra iâde eder.

(14) Cenaze namazı için, cünüp dahi olsa teyemmüm edebilir. Çünkü, o namaz,hakikatte duâdır. Teyemmümün lüzumu, salât adına mebnidir. Teyemmümün cevâzı, onun büsbütün fevti korkusuna muhtastır. Bir tekbirine dahi yetişebilecekkimse, abdest alır. Cenazede, meyyitin velisi beklenildiği için, onun teyemmüm etmesine ruhsat dahi yoktur. Çünkü abdest alabilir.

Bayram namazları dahi yetişilmez ise, cenaze namazı gibi telâfi imkânı bulunmadığından fevt edilmiş olacağı için, abdest ile iştigal takdirinde (imam ise) namazın vakti geçmek, (muktedi ise) bayram namazını tamamiyle fevt edip, imama yetişmemek korkusu var ise, teyemmüm eyler.

Cenaze ve bayram namazlarına, abdestli olarak başlayıp da, hades vukuuna mebni, bina tarikiyle, namazın tamamlanmasında dahi, (cenaze namazına göre) cenaze kaldırılmak ve (bayram namazına göre) nasın izdihamından dolayı, bir fesat zuhur etmek, mahzurlarına mebni, abdest almaktan âciz olduğu için teyemmüm eder.

(15)Dürrü Muhtara göre, yolcuların içmesi için, (Fisebilillah) yollara vakfedilmiş olan su maksuttur.

(16) Çünkü, saîden tayyiben buyurulmuştur. Saîd ise, gerek toprak olsun, gerektoprağın gayri olsun, yeryüzüdür. (Saîden zelekan) dahi buyurulmuştur ki, kayayadahi şâmildir.

(17) Vakti teyemmümde, yer cinsinden olması muteberdir. Camın aslı kum isede, hali hazırı itibariyle cam, yer cinsinden sayılmadığından onun üzerinde teyemmüm olunmaz. Meğer ki üzeri tozlu ola!

(18) O kadar temiz olmalı ki, ona hiç pislik dokunmamış ola. Kendisine necâsetisabet eden arz, güneş görerek kuruyup necâsetin eseri zâil olmakla, namaz kılmakiçin pâk olur ise de, teyemmüm için tâhir sayılmaz. Zira (Saîden tayyiben) buyrulmuştur.

(19) Ekseri kütübü fıkhiyyeden, mercanın dahi madenî taşlardan sayıldığı içinüzerinde teyemmümün cevazı anlaşılır. Fethu-l-kâdîrde ise; ona teyemmüm câizolmaz denilmiştir. Şu halde, deniz altında bitip, dal budak salıvermesi haysiyyetiylenebâta benzeyen (Mercan), donup havada taşlaşmış ise de, onun vechi arzdan olmadığı aşikârdır. İnci, toz haline getirilmiş dahi olsa, ona teyemmüm olunmaz. Çünkü denizde bir hayvandan doğmuştur.

(20) Müsavi veya mağlûp olan katışık toprağa teyemmüm, câiz olmaz.

(21) Meselâ elbise, mefruşat, nebat ve hayvan üzerine teyemmüm olunmayıp,bunlardaki toza teyemmüm olunacağından, bunları mesh ile toz eseri elde peydaolursa teyemmüm sahih, aksi halde gayri sahihtir.

(22) Vecih ve yedeyninin ekserini, mesh etmek kâfi olur, dahi denilmiş ve tashiholunmuştur.

(23) Başkasının teyemmüm ettirmesi, suretinde, gayrin eli, yüzünü ve kollarınıtoza bulamak suretiyle, edilen teyemmümde, onların tahriki gibi.

(24) Abdestte başa mesh etmek, bunun gibi değildir ki, onda iki parmağı gezdirmek suretiyle, başın dörtte birini, istîâb kâfidir.

(25) Hattâ, darpten yahut isabeti türaptan sonra, hadeslenip mesh eylese, (İsbîcâbînin beyanına göre) abdest almak üzere elinde su bulunan kimse, hadesten sonra,o su ile abdeste mübâşeret etmek gibi câiz olur. Şemsül-Eimmenin ihtiyarına göre,bu teyemmüm câiz olmaz. Çünkü, müşarünileyh, darbı rükün kılmış olduğundan,abdestte bir uzvu yıkadıktan sonra, hadeslemek gibi olur.

(26) Dürrü Muhtârda: Bir cemaatin, ayni yerden teyemmüm etmeleri câizdir,dediği yerde, (Tahtâvî merhum) demiştir ki: Zira toprak, müstamel diye vasıflanmaz,hattâ müteyemmimînin ellerine ilişen toprak, toplansa, ona dahi teyemmüm câizolur.

(27)Fethül-Kadîrde: Teyemmümde (müstâmel), yalnız bir suretle tasavvur olunur ki, o da, yüze sürdüğü darbe ile, kollarını dahi mesh eylemektir. Câiz olmayanişte budur.

(28) Hayiz ve nifasa göre edilen gusül.

(29) Teyemmümün keyfiyeti, altıncı şartta beyan ve tarif olunmuştur.

(30) Müstahap evkât, kitâb-us-salâtta yazılıdır. Muhaşşi der ki, tehiri mendup olansalâta göre, vakti müstahap: Vaktin ikinci yarısının evvelidir. Edâ, vakti müstahaptavâkî olacak derecede teyemmüm tehir olunur. Bâzıları: Vakti cevâzın sonuna kadartehir olunur, dediler. Sahih olan evvelkidir. Buna göre, ikindi namazı, güneşin sararmasına değin tehir olunamaz, Akşam namazı dahi, ilk vaktinden sonraya bırakılmaz.Gaybubeti şafak çağından evvelceye kadar tehir edilmekte beis yoktur. Kuhustânî,bunu kavli ekser olmak üzere kabul etmiştir.

(31) Zâhiri rivâyet olan istihbabın veçhi budur ki, acz hakikaten sabit olmakla,onun hükmü ancak, kendi misli yakin ile zâil olmaktır. İmam Ebû Hanîfe hazretlerinin, üstadı Hammad'e ilk muhalefeti, bu hâdise olmuştur ki, İmam A'meş'in teşyi'inde Hammad' akşam namazını teyemmüm ile kılmış ve Hazreti Ebû Hanîfe, tehiredip suyu bulmuştur. Hammad bunda, Hazreti İmamı tasvip etmiştir.

(32) Ahkâmı vuzu'un tamamı faslından beri, müellif, (vücubü), (lüzum) ile tefsir etmekte ve ondan farz gibi bir mâna, kasd ve irade eylemektedir.

(33) Sirkatte, kat'i yed ile tazmini mâl ve zinâda had ile mihr ve terekâtta vasiyyet ile mirâs hissesi, bir araya gelmez. Himar arttığı olan su ile teyemmümün cem'i, farzı onların ikisi ile değil, yalnız birisiyle edâ edebilmek içindir.