Abdestin sünnetleri

Yayınlanma Nimet-i İslam


(Sünen) sünnetin cem'idir. (Sünnet) lûgatte yol demektir ki, mutlak meslekten ibarettir. Hasene, yahut seyyie diye tavsif olunabilir. Netekim, Hadis-i Taberanîde vâki olmuştur. (Kim iyi bir yol (sünnet) a sülûk ederse o yolda gittiği müddetçe hayatında sevap kazanır, öldükten sonra da o iyilik yaşadıkça yine sevap kazanır. Kötü bir yol icat ederse sağlığında onun günahını yüklendiği gibi, öldükten sonra da o kötülük yaşadığı müddetçe ondan günah kazanmaya devam eder.)

İstılahta sünnet: Dinde (farz ve vacip olmayarak) muvazabet üzere, meslûkü tarikattir.

Muvazabet, müdavemettir. Arasıra terk, ona münafi değildir. Nadiren terk ile beraber, muvazabet buyrulan şey, sünnettir ki, ind-el-itlâk, bilindiği gibi, sünneti müekkede demektir (1). Muvazabet buyurulmayan şey, menduptur ki, sünneti gayri müekkede demektir (2).

On sekiz şey, abdestli halde, sünnet olur. (Adedin zikri, sınırlamak için değil, öğrenene kolaylık içindir).

1 — İptida ellerini bileklerine kadar yıkamak.

Bu bir sünnettir ki, farz makamına kaim olur, çünkü, kolları dirseklerine kadar yıkamak, farîzanın bir kısmı, bu sünnet ile ifa edilmiş olur. Yahut el yıkamak farzdır. Onun bu veçhile takdimi, ve atîdeki keyfiyet üzere yıkaması sünnettir. İster ellerin ikisini birden ve isterse, birer birer ve sağdan başlayarak, yıkamış olsun.

Eller, temizleme âleti olduğu için, sünnetin yerine getirilmesinde, bunun takdimi şarttır. Ve sünnetliği, ellerin zaten zâhir olmasiyle meşrut olup, pislenmiş bulunması takdirinde, necaseti az dahi olsa, onları, evvelâ, suyu pislenmeyecek veçhile yıkamak farzdır. Eğer, onları yıkamak, abdest suyunu telvis edecek ise, yâni suyu ya ağziyle veya mendil gibi bir vasıta ile, almak mümkün olmamakla, suyun içine pis olan elin sokulması zarurî ise, onu yapmayıp, namazı teyemmüm ile kılar ve iade edemez.

Kaldırılması ve eğdirilmesi mümkün olmayan, büyük su kabının içine temiz olan ellerinin solunu, ve hattâ onun da tamamını değil, parmaklarını, bitişikçe sokup, suyu sağ eline nakleder, ve onu bu suretle yıkadıktan sonra, suya sokar, sol elini dahi onunla yıkar.

Hades üzere olan kimse, velev ki, Hadesi ekber üzere olsun su yahut tas almak için, pak olan elini ve hattâ kolunu, suyun içine sokmak ile, o su müstamel olmaz.

(Elini yıkamak, yâni, izalei hades etmek veya ikamei sünnet eylemek kasdiyle sokarsa, suyun avuca alınan kısmı, sudan ayrılmakla müstamel olur).

2— Besmele ile başlamak:

Yâni ellerini yıkar iken, besmele çekmektir. Hattâ abdestin iptidasında, besmeleyi unutsa da, hatırladığında söylese, sünnet hâsıl olmaz. Yemek yemek gibi değildir ki, abdest tek iştir.

Yemekte ise, her lokma, bir fiildir. Yemek esnasında dahi besmele okunsa, hem evvel, hem de sonra için, sünnet hâsıl olmuş olur.

Hadîs-i şerifte: Abdesti olmayanın namazı olmadığı gibi abdestine (ismullah) zikretmeyenin dahi abdesti olmaz. Mealindeki hadîs-i şerif, kemâlin nefyine hamledilmiştir.

Kavli resul, besmelenin abdestte, müekkeden sünniyyetini nâtık olduğu gibi, (fiili Resûl) dahi, besmelenin, abdestin başlangıcına mesnuniyyetini bildirir ki, kendileri her abdeste başladıklarında ilk önce Besmele çekerlerdi.

Bir diğer hadîste: «Abdestini ismullah ile alanın, her tarafı pâk olur, ismullahı zikretmeyerek alanın, yalnız abdest yerleri, pâk olur» buyurmuşlardır.

Bu hadîs-i şerifler, yalnız besmeleyi tâyin etmekte olmayıp, bu hususta seleften ve alâ kavlin, Hazreti Nebiyyi ekremden naklen bildirilen, Eûzü.. okuduktan sonra «Bismillâhil-azîm vel-hamdü-lillâhi âlâ dîn-il-islâm» demektir.

Bir kavle göre de, «Bismillâhir-rahmânir-rahîm» demek efdâldir. Eserlerde geldiğine binaen, hepsini birleştirerek «Eûzü billahi mineşşeytânir-racîm Bismil-lâhir-rahmânir-rahîm Bismillâhil-azîm vel-hamdulillâhi alel-islâm» denir ise, ahsen olur.

3— Niyyet eylemek :

Niyyet, kalben kasteylemekten ibaret olup, abdestin sünnetlerinden olan niyyet dahi, abdesti, ya hadesi gidermek veya salâtı ikame etmek, yahut da, emre imtisal azmiyle abdest almaktır. Bu azmini dil ile ifade ederse, lisanını kalb ile birleştirdiği için, (Meşâyihi fukahâ) indinde müstahsen görülmüştür (nitekim ileride abdestin âdabı faslında gelecektir).

Guslün sünnetlerinde, müellifin tasrihi üzere, abdeste, besmele ve niyyet, eller yıkanırken olup, besmele dil ile söylenirken kalb dahi, niyyete ortak olur.

4— Abdestin başlangıcında, yâni ağız yıkanırken veya abdestten önce, misvak kullanmak (dişleri fırçalamak).

Bildiğimiz misvak: Erâk ağacının dalıdır. Misvakın efdali odur. Onun gibi lifli olan, diğer ağaç dallarından dahi yapılabilir. Kuru ise ıslatılır. Parmak kalınlığında ve kullananın karışı ile bir karış boyunda olur. Sağ ele alınarak, serçe parmağının üstünden geçirilir ve baş parmak ile altından tutulur ve ağzın sağ tarafından başlanarak dişlere sürülür.

Dişleri olmayan veya dişleri olup da, misvak istimalinden müteezzi olan veyahut o sırada misvakı olmayan kimse, dişlerini ve diş etlerini, misvake bedel, baş ve şehadet parmakları ile iyice ovuşturarak yıkar. Bu işin, misvak kullandıktan sonra da yapılması faydalı olur.

Hadîs-i şerifin hükmüne göre, misvak ağız ile nezafeti temin eder ve Allah rızasını kazanmaya bir vesiledir. Abdestinde misvak kullanılarak kılınan namaz, misvaksız abdest ile kılınan namazdan, yetmiş derece efdaldir. Ramazanda dahi misvak istimali, ecrin istihsalini muciptir. Misvak, bulunmadığında parmak ile misvaklanmak, aynı misvak yerini tutar.

Misvak, bizce abdestin sünnetlerindendir. Namazın sünnetlerinden değildir. Binaenaleyh, misvak tutunarak alınan abdest ile kılınan her namazda, kıyam ve başlama zamanında misvaklanmasa dahi, misvaklanma fazileti hâsıl olur. (Şafiî mezhebinde misvak, namazın sünnetlerindendir )

Hazreti İmamdan menkul olduğuna göre, misvak kullanmak süneni dinden olmasından, dişler sararmak ve ağız kokmak gibi, ahvalde ve uykudan kalkıldığı zamanda, ve dişlerinin kanamayacağına emin ise, namaza kalkılacağı vakit ve haneye girildikte ve nas ile toplulukta ve Kur'an ve Hadîs kıraatinde, misvak kullanılması müstehaptır.

(Dişlerin sararmasında, ağız kokmasında, uykudan kalkıldıkta, namaza kıyamda, abdest alınmasında misvak istimali lâzımdır). Kadınlar hakkında, sakız çiğnemek, misvak yerine geçer!.

(Zâhir olan budur ki, abdest iptidasında, kadınlara sakız çiğnemek, erkeklere göre, misvak istimali gibi, mesnun olmak değildir. Belki, onların sakız çiğnemesi, erkeklerin misvak tutunması gibi, dişleri tathir ve ağzı tatyip eder demektir. Savmın mekruhlarında zikredilmiştir ki, kadınlar: Ciltlerinin zayıflığına binaen, misvak istimalinde, diş etlerinin tahammül edememek ihtimalidir. Onlar, oruç halinin haricinde sakız çiğnemek müstehap erkeklere ise, mekruhtur.) Tahsili sevap ise, tashihi niyyete bağlıdır.

5 — Üç kere mazmaza ve üç kere istinşak etmek:

(Mazmaza) lûgatte harekettir ki, suyu ağızda çalkalamaktır. İstilâhta, ağzın içini su ile doldurmak ve bu suyu ağızda dolaştırıp atmaktır. Bu suretle ağız dolusu suyu içmek kâfi ise de emmek suretiyle içmek kâfi değildir.

(İstinşak), lûgatte kuvvetle koklamak mânasına olan neşekadan mehuzdur ki, suyu buruna çekmek demektir. Istilâhta, suyu burunun yumuşak yerine ulaştırmaktır ki, suyu nefesiyle çekmek şart değildir.

Mazmaza ve istinşak, iki sünnet-i müekkededir ki, ondan, tertip, teslis ve tecdit dahi sünnettir. Tertipten maksat, evvelâ mazmaza ve istinşak eylemektir. Teslis: Bunları üçer defa yapmaktır. Tecdit: Her defasında, yeni su almaktır. Bunlardan birini terkeden kimse, mazmaza ve istinşakta sünneti tamamlamış olmaz. Hattâ eldeki su, mazmaza ve istinşaka birer ve diğer âzayı üçer kere yıkamağa ancak kifayet ettiği takdirde mazmaza ve istintakı üçer defa yaparak, diğer azayı birer kere yıkamak suretiyle abdest alması muvafık olur.

Abdestte bunların abdestin farzları üzerine sebebi takdimi, suyun evsafının denenmesidir ki, rengi görüldükten sonra lezzetinin ağız ile tadılması ve kokusunun da burun ile anlaşılmasıdır. Bundaki faydaların çokluğu aşikârdır.

6 — Mazmaza ve istinşakta (oruçlu olmayanın) mübalâğa etmesi:Mazmazada mübalâğa, suyu boğaza değin vardırmak (suyun boğazda tahrikine «gargara» denir ki, o gusülde bile lâzım gelmez) ve istinşakta mübalâğa, suyu burunun katı yerine kadar çekmektir. Oruçlu olan kimse,orucunun bozulması korkusu ile bunlarda mübalâğa etmez. Hadîs-i şerifte:(Oruçlu olmanızın dışında mazmaza ve istinşakı mübalâğa ile yapınız.)buyurulmuştur.

7 — Abdesti tertip üzere almak. Yâni, yüz yıkamayı kollardan evvelyapıp, başa mesh etmeği kolları yıkadıktan sonra ve ayak yıkamayı, ensonra yapmak suretiyle abdestteki (zikrolunan) tertibe riayette bulunmak. (Tertipsiz alınan abdest dahi sahih, ancak sünnete muhaliftir.)

8— Sağdan başlayıp, kollarını ve ayaklarını sağlarından sonra sollarını yıkamak. (Abdeste başlarken dahi, evvelâ, sağ, sonra sol elleriniyıkamaktır. İşbu sünniyet, çift olan azalara aittir. Bu tertip, yıkamaktaolduğu gibi meshetmekte dahi lâzımdır).

Hadîs-i şerifte: (Abdest aldığınızda size kolay gelenden başlayınız.) buyurulmuştur. Sağın şerefine binaen, öylece başlamak icmaan müstehap sayılarak, hadîsteki emir, vücuptan kabul olunmuştur.

9— Gasli üçlemek, yâni yıkanan azayı üçer kere yıkamak. Maksut,su ile üç defa kaplayarak yıkamaktır. Yoksa, kollarını yıkarken, bir defaaldığı su ile, kollarını tahrik ederek üç kere temas etmek, sünnetin husulünü temin etmez.

Bunların birincisi farz ve diğer ikisi sünnettir. Üçten ziyade yıkayan, haddi aşmış ve üçten eksik yıkayan zulüm etmiş olur. Meğer ki, ziyadeyi, şekkin husulüne mebni, kalbin itminanı için ve noksanı suyun azlığı için etmiş olmak gibi, bir zarurete mebni ola.

10 — Ellerini ve ayaklarını yıkamağa, parmak uçlarından başlamak.Çünkü, âyet-i kerimede, merafik ve kâbeyn, yıkanmaya son kılınmış olmakla, onlar yıkamanın son noktası demektir. Müntehaya ise, başlangıçlâzım olup, tamam uzvun yıkanması farz olduğundan, mebde onun yâni,müntehanın evveli olmuş olur. Nebiyyi ekrem aleyhi-s-salâtü ve-s-selâmın fiili dahi, bu veçhile vukubulmuştur.

11 — Gerek ellerini ve gerek ayaklarını yıkarken parmaklarını tahlil etmek.

Tahlil, parmak aralarını ovmaktır. Onunla emrolunmuş ve bu emrin tekidi hakkında: (Kim parmak aralarını su ile ovmazsa, Allah kıyamette oraları ateş ile ovar.) buyurulmuştur.

El parmaklarının hilâllanması, keyfiyeti, parmakları birbirine ithal etmek ve ayak parmaklarının tahlili keyfiyeti, el parmaklarından birini, ayak parmaklarının aralarına sokmaktır. (Bu işi, en elverişli olarak yapabilecek, sol elinin bir parmağı ile sağ ayağının serçe parmağından başlayarak, sol ayağının serçe parmağında tamamlamaktır.) Ayaklarını akar suya soksa dahi, hilâllamakta fayda olduğu aşikârdır.

12— Yüzü üç kere yıkadıktan sonra, (sık olan) sakalı, alttan biravuç su ile hilâllamaktır.

Sakalın hilâllanması: Sakalın arasına, alttan parmaklarını sokarak, kıllarını aşağıdan yukarıya doğru ayırmaktır.

Bunun mesnuniyyeti: Hazreti Enes'in, bu bapta fiilî resulü rivayet etmesindedir.

Müvazabeti seniyye vaki olmadığına ve bir de, sünnet, mahalli farzda, farzın ikmali için olup, sakalın iç kısmı ise, ikameti farz yeri olmadığına binaen, İmam Ebû Hanife ve İmamı Muhammed Hazretleri, bunun tahlilini Esadî gibi, sünnet değil, efdal görmüşlerdir.

13— Başın her tarafını meshetmek.

Başın dörtte birinin, bir kere meshi farz ve tamamının bir kere meshi sünnettir.

Meshin konusu, hafifletmek için olduğundan, onda tekrar, mesnûn değildir. Mest üzerine mesh, sargı üzerine mesh ve teyemmüm dahi böyledir.

14— Başın kaplanarak meshine, ön taraftan başlamak.

Bu meshin keyfiyeti: İki ellerini parmaklariyle beraber, başın ön tarafına koyup arkaya doğru sıvayarak götürmek ve badehu kulaklarını dahi mesh etmektir. (Bu hususta diğer rivayetler dahi var ise de, en kolay yol budur.)

İkameti sünnet zaruretine mebni, bunda mai müstamel olmaz.

15— Kulakları, başa mesh edilen su ile dahi olsa, meshetmek. Zira,Sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, suyu bir alışta re'sişeriflerini ve kulaklarını onunla mesh eylemişlerdir.

Elin yaşlığı baki iken kulağı mesh etmek için yeniden su alırsa daha güzel olur. (Başlık veya sarığını kaldırmak sebebiyle, elin yaşlığı kalmamış ise, ikamei sünnet, yeniden su almağı gerektirir.)

Abdestin âdabında bildirildiği üzere, kulakların dışı, baş parmaklar ile ve içi şehadet parmakları ile mesh olunup, serçe parmaklar, oyuk kısmına sokularak tahrik olunur.

16— Boyunu - baş ve kulaklardan sonra, iki elinin arkasiyle - meshetmek.

Boğazın meshi, bid'attir. (Boynun meshi, yeniden su almayarak, elin arkasındaki yaşlık ile yapılır).

17— Abdest âzasını, üzerine su döküldükçe, ovalamak.

Aleyhis-salâtü ves-selâm efendimiz hazretleri, yıkanmakta olan âzayı şerifleri üzerinde el gezdirmişlerdir.

18— Abdest âzasının yıkanmasına aralıksız devam etmek.

Abdest uzuvları yıkanırken, biri kurumadan diğerinin yıkanmasına başlamak, bu suretle, devam edilerek abdesti tamamlamak sünnettir.

Eğer, bedenin suyu çekivermesi, veya havanın şiddetinden, yahut bulunulan yerin sıcaklığından, suyun süratle kuruması gibi itidalsizlik halinde, yıkanmanın tevalisi ile beraber, derhal kurumakta ise, bundan dolayı sünnet terkedilmiş olmaz. Abdest alma sırasında suyun tükenmesiyle, su almağa teşebbüs dahi özür sayılır.

Bâzıları, sekizinci, onuncu, on dördüncü ve on altıncıya müstehap demişlerse de, halbuki, bunlara muvazabeti nebeviyye sabit olmakla bu hüküm gayri varit ve mesnûniyet muhakkaktır.

----------------

(1) Ezan, ikamet, cemaat, süneni revatıp, mazmaza, istinşak gibi ki sünnetihüdâ dahi denir. Ahzi hidayet, terki dalâlet demektir. Yani, işlemesi dinin tekmilinden olup, terkine kerahet ve isaet taallûk eder. Kuhustânî der ki, sünneti müekkedenin hükmü, dünyada olan mutalebesince, vâcip gibidir. Şu kadar ki, vâcibin tariki: Muakab ve sünnetin tariki: Muateb olur. Telvihte yazılıdır ki, sünneti müekkedenin terki, harama yakındır. Haramı terkeden, şefaate müstahak olur.

(2) Münferidin ikameti salatta tatvili kıraet, abdestte boynuna mesh, teyamün, isteyerek oruç, salât, sadaka gibi ki, sünneti Zevâid dahi denir. Bizce sünnet,hem fiili resül, hem de fiili-sahabedir.