1.SOHBET: İSTİAZE (ŞEYTANDAN ALLAH’A SIĞINMAK)

Kategori: İnce Sohbetler

1. SOHBET

 İSTİAZE (ŞEYTANDAN ALLAH’A SIĞINMAK)

  Meali: “Kur’an okuduğun zaman kovulmuş Şeytan’dan Allah’a sığın.” (En-Nahl-98) Yani Kur’an okumak istediğin zaman “Eûzü çek”. (Celâleyn Tefsiri.)

 

 İstiâze (Eûzü): Müslümanların cumhuruna göre, Kur’an okumaya başlanmadan önce söylenir; çünkü ayetteki “okuduğun zaman” ifadesi “okumak istediğin zaman” manasındadır. Bu da örfi hakikat yerine geçen çok yaygın bir yorumdur.

 

Kur’an okurken Allah’a sığınmak için söylenmesi lâzım olan lafızlar hakkında  on dört rivayet vardır. Bunlar içinde en tercih edilen “Eûzü billâhi min’eş-şeytan’ir-racîm” dir ki; bu husustaki en sabit rivayet budur. Her ne kadar “esteîzü billâhi” sözü Rabb’imizin, “isteîz” (sığın) emrine dil açısından daha muvafık ise de, “Eûzü billâhi...”rivayet açısından daha güçlüdür.

 

Hadis-i Şerif: Levh-i Mahfuz’dan, Kalem-i Âlâ’dan Cebrail (a.s.) bana böyle okuttu.

 

Eûzü”nün mânâsı: “Kemâl sıfatlarını toplayan, Vacib-ül Vücud olan Zat’a sığınırım veya ondan yardım isterim.” demektir. Onun için Allah lafzı yerine Rabb’imizin diğer isim ve sıfatlarından biri zikredilmemiştir.1

 

“Eûzübillâh” denilmesinde Allah-ü Tealâ’nın men edici olmasını ifadede mübalağa vardır. Çünkü; İlâh ancak; Alim, Hakim ve Kadir olduğu zaman men edici olur. Eûzübillâh sözü Kadir, Alim ve Hakim olan Zat’a iltica ederim demektir. Bu da men etmekte son mertebedir. Çünkü hırsız, sultanın kudretini bilmekle beraber hırsızlık yapar. Zira bilir ki; sultan her ne kadar kudretli de olsa, onun hırsızlık yaptığını bilmemektedir. Men etmek için yalnız kudret kâfi değil, bilmek de lâzımdır.

 

Yine “bilmek” ve “kudret”, kötülüğü men etmekte yeterli olmaz. Belki sultan bir kötülüğü görür; fakat engellemeyebilir. Ancak ilim, kudret ve hikmet bir arada bulunursa, o zaman kötülükler tam mânâsıyla engellenir.

 

Şeytanlar çoktur. Bir kısmı görünen şeytanlardır ki, bunlar insan şeytanlarıdır ve daha şiddetlidir. Bir kısmı ise bizim göremediğimiz cin şeytanlarıdır.

 

Şeytanın ismi:

Beğavi, Kehf Süresinin tefsirinde diyor ki: “Şeytanın ismi Süryanice Azazil, Arapça Hâris idi. Allah’a asi olunca, rahmetten kovuldu (1); ismi ve sureti değişti. Allah’ın rahmetinden ümidini kestiği için İblis, Allah’ın rahmet ve ihsanından uzaklaştığı için Şeytan diye isimlendirildi.”

Denildi ki; şer ve dalâlet cihetinden çok şiddetli olması veya azgınlıkta çok ileri gitmesi, amelinin boşa gitmesi, umduğunu bulamaması yahut başkalarını helâk etmesi gibi sebeblerle Şeytan diye isimlendirildi.

 

 “Er-racim” lânete uğratıldığında, göklerden melekler tarafından atılan, ya da göğe çıkmaya kalkıştığında, gökyüzünün alevli ateşleri ile oradan uzaklaştırılıp atılan manasınadır.(2)

 

Ayet Meali: Yemin olsun ki, en yakın semayı kandillerle (yıldızlarla) süsledik ve onları şeytanlar için atılacak taşlar yaptık. (Bu taşlar, meleklerden sır çalmaya gelen şeytanları öldürür veya sakatlar ) ve o şeytanlara alevli ateş azabı hazırladık.( El- Mülk -5.)

 

Er-racim’in diğer bir manası, gafilin kalbine vesvese veren demektir. Kul, Allah’ı zikrettiğinde şeytan geri durur; unuttuğu zaman kalbini vesveseyle doldurur. Bu husustaki açıklamalar, Kalb-i Selim ile alâkalı derslerde gelecektir.

 

“Eûzü” sığınıyorum, sarılıyorum, korunmak istiyorum ve yardım diliyorum gibi manalara gelir. Bir kimsenin “euzü” demesi, yaptığı bir işi haber vermesidir; ama “Ya Rabb! Beni koru” manasına gelir. Nitekim, “Estağfirullah”, ben Allah’tan mağfiret talep ederim demek, Allah’ım beni mağfiret et demektir.

 

“En küçük melek, Şeytanın vesvesesini defetmeye kadir iken niçin meleklere sığınıyorum denmiyor da, Allah’ın isminin karşısına bu kelbin ismi getiriliyor ?” dersen; bizde cevaben derizki:

 

Allah-ü Tealâ: “Ey kulum! İblis ve ordusu seni görür; fakat sen onları göremezsin. Öyleyse sen de ‘Şeytanı gören, lâkin şeytanın kendisini göremediği Allah’a sığınırım’ de” buyurmuş oluyor.

 
 
MİSAL:
Mü’minin benzeri

 

Mümin bir evin kapısına giden garip bir kimseye benzer. Kapıda onu parçalamak isteyen köpekler vardır. Adamın da onlara karşı koyacak gücü olmadığından, her hamlesi köpekler tarafından geri püskürtülür. Burada çare, ev sahibine seslenip ondan yardım istemektir. Çünkü, sahibinin köpekleri bir defa menetmesi, senin bin hamlenden daha iyidir.

 

Şeytan da Allah’ın kapısında, Allah’a yönelen herkesi helâk etmek isteyen bir kelp (köpek) tir. Kul, şeytanın vesveselerinden, dalâlete düşürme çabalarından, dünyaya geldiğinde ağlamasına sebep olan dokunmasından Allah’a sığınmalıdır.

 

Hadis-i Şerif: Hiçbir çocuk yoktur ki, doğduğu zaman Şeytan ona dokunmasın. Onun dokunmasıyla, bağırır.(3) Meryem ve çocuğu (İsa as.) bundan müstesna (Buhari, Müslim)

 

Ayet Meali: Vakta ki, çocuğu doğurdu: “Ya Rabb! Ben onu kız doğurdum.” dedi. Hâlbuki ne doğurduğunu Allah daha iyi biliyordu. (Mabede hizmet için) erkek, kız gibi değildi. “Bununla beraber, ben onun adını Meryem koydum ve işte ben onu ve zürriyetini, kovulmuş Şeytan’ın şerrinden sana ısmarlıyorum.” dedi. (Al-i İmran -36)

Ve Şeytan Hz Meryem’e ve İsa (as.)’a dokunamadı.

 

Kur’an-ı Kerim okurken “eûzü” okumanın hikmeti, Melik-ül Vehhab olan Allah-ü Tealâ’dan izin istemek ve kapıyı çalmaktır.

 

Hükümdarların kapısına gelen içeriye izinle girebildiği gibi, Kur’an okumak isteyen, Allah-ü Tealâ’ya münacât etmiş olacağından, dil ve kalbinin temiz olması lâzımdır. Kalp, Allah-ü Tealâ’dan başkasıyla alâkalandığı için, dil de Allah-ü Tealâ’dan başkasını zikredip lüzumsuz sözler konuştuğu için, bir nevi kirlenirler ve temizlenmeleri icap eder. Dil ve kalp temizliği için, “Eûzü” yü okumak lâzımdır.

 

Bu sebepten ve önce boşaltıp sonra süsleme daha münasip olacağından, ayrıca Allah-ü Tealâ’ya yönelmeden önce masivadan yüz çevirmek gerektiğinden, önce eûzü; sonra, besmele okunur.

 

Önce, eûzü okunyarak kendisine ancak temiz olanların el sürebileceği Kur’an-ı Kerim’i okumaya hazırlanmak mümkün olur. Bu, namazdan önce abdest almaya benzer. Eûzü okumak, Kur’an okumanın sünnetidir.

 

“Kâfi” isimli kitapta deniliyor ki: “Emrin zahirine bakarak namazda eûzü okumak vacip olması gerekir; fakat selef, sünnet olduğu üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Hoca önünde Kur’an okurken “eûzü” okumak, her ne kadar meşru olsa da sünnet değildir.”

 

İbni Abidin diyor ki: “İster surenin başından başlasın, ister ortasından; ister namazda olsun, ister namaz dışında, Kur’an okumak için eûzü okumak sünnettir.”

 

 

Euzünün faydası: İbadet esnasında ve ilim öğrenirken Şeytan’ın vesveselerinden korunmaktır.

 

Bazı kâmiller şöyle buyurmuşlardır: Mel’un Şeytan’dan, her vakit Muin olan Allah’a sığınmak lâzımdır. Hususiyle, hoca önünde ilim öğrenirken talebelerin Allah’a sığınmaları lâzım; zira insanın senelerce Allah’a ibadet etmesinden, bir saat dinî meseleler ve itikadı düzeltecek ilimlerle meşgul olması Şeytan’a daha ağır gelir.

 

Rivayet:

İblis tahtını su üzerine koyar ve Âdemoğlunu dalâlete düşürmek üzere avânelerini gönderir. Geri dönünce herkes, adam öldürmek, içki içmek, zina gibi ne günahlar işletmiş ise haber verir. Fakat Şeytan bunlardan fazlaca memnun olmaz. Ta ki içlerinden biri: “Ben filan sabînin peşine takıldım, ona vesvese verdim ve onun dinî ilimlerin öğretildiği medreseye gitmesine mani oldum” deyince: “Tamam! Sen benim yanımda diğer arkadaşlarından daha değerlisin.” der ve onu en baş köşeye oturtur.

 

Bu sözün doğruluğuna delil şu Hadis-i Şeriftir:

Peygamberimiz bir gün Şeytan’a: “Benim ümmetimi niçin Kur’an okumaktan men ediyorsun?” diye sordu.İblis:

 “ Onlar Kur’an okuduklarında ben kurşun gibi eririm de onun için” dedi.

 

Bazı ariflerden: Bu kelime korkanların sığınağıdır. Kim kurtulmak için ihlâsla Allah’a sığınırsa; Hz. Allah, Şeytan’la onun arasına 300 perde koyar. Ancak Allah’ın kulu muhafazası, takvaya bağlıdır. Hz. Allah, müttekileri kendisine sığındıklarında Şeytan’ın şerrinden korur.

 

Ayet Meali: “Takvaya erenler var ya; onlara Şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen hakikati görürler.” (El-A’raf- 201)

 

Ayet Meali: İblis dedi ki: “Rabb’im! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna.”(El-Hicr – 39,40)

 

 

Misal:

Kalbi dünyaya bağlanıp dünyayı seven ve dünya malı toplamaya düşkün olduğu halde şeytandan kurtulmayı ümit eden kimse, yazın bala dalıp üzerine sineklerin üşüşmeyeceğini zanneden şahsa benzer ki; bu muhaldir.

 

İstiâzenin kısımları.

 

Sıfat, fiil ve zatla ilgili olmak üzere üçtür. Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Ben, gazabından rızana; azâbından affına ve senden sana sığınırım.” Efendimizin bu sözünde sırasıyla bu üç kısma işaret vardır.

 

Ayet-i kerimenin sebeb-i nüzülü:

Peygamberimiz bir gün Kur’anı Kerim okurken dili tutuluyor ve sebebini bilmiyor. Allah-ü Tealâ bunun Şeytan işi olup kurtuluşun ise eûzü ile olduğunu Rasülüne ve onun ümmetine öğretmek için bu Ayeti Kerimeyi inzal buyurdu.

 

Bazı Âlimler şöyle rivayet etmiştir:

İSTİÂZEDE BEŞ MÜHİM HUSUS VARDIR.

 

1. İstiâzede; yani “sığınma” dadır.

 Bundan maksat: Geride geçtiği gibi Kur’an okurken vesveseyi defetmektir. Bunun için ayet-i kerime ile meşru olmuştur. Ayet-i kerimede emir, her ne kadar Peygamberimiz’e gelmişse de ümmetiyle beraberdir. Çünkü Peygamberimiz’in ashabından biri olan Hz. Ömerin gölgesinden korkan Şeytan, nasıl olur da Rasülullah’a yaklaşabilir? Kaldı ki, peygamberimizin şeytanı Müslüman oldu.

 

Ayet-i kerimede, “eûzü oku” emriyle muhatap olan ümmettir. Zira Peygamber (a.s) eûzü okumakla emrolunursa; ümmeti haydi haydi emrolunur.

 

Şeytandan istiazede Allah-ü Tealâ dışında başka bir şeyden korkmayı ortaya koymak söz konusudur; dolayısıyla, bunun da kulluğun ihlâli manasına geldiği söylenebilir.

Buna cevap olarak şöyle deriz: “Düşmanı düşman bilmek, sevginin pekiştirilmesi; Allah’tan başkasından Allah’a yönelmek, kulluğun tamamlanması; Allah’ın emirlerine sarılmak, taatın öne geçirilmesi; Allah’tan korkmayandan korkmak da çaresizliği ortaya koymaktır. Nitekim “Allah’tan korkuyorum” demek; O’nun azabından ve öfkesinden korkuyorum, demektir. “Allah’tan korkanlardan korkarım” sözüyse, onun bedduasından korkarım; “Allah’tan korkmayandan korkarım.” sözü de, onun kötü fiillerinden korkarım demektir. İstiazede, “Allah’a Kaçın” (Ez-Zariyat -50) Ayeti Kerimesinin sırrı vardır.

 

Eğer dersen ki: “Biz iblis ve avânesini görmüyor, seslerini de işitmiyoruz. O hâlde vesveseleri bizim kâlplerimize nasıl gelir?”

Deriz ki: “Vesvese gizli bir sözdür ki; insanın nefsi ve tabiatı ona meyleder. Dürtme ona denilir.

 

Ayet Meali: Şayet seni Şeytan’dan bir dürtüş dürtecek olursa; hemen Allah’a sığın. Çünkü O’dur ancak işiten, bilen.( Fussilet- 36)

 

Neticede vesvese, gizli bir düşman tarafından kalbe bırakılan ve Allah’tan başka kimsenin bilemediği bir takım gizli harfler gibidir. Öyle ise, onlardan sakın.

 

2. İstiâze kelimelerinde; yani sığınmak için söylenen sözlerdedir.

Ayet Meali: “De ki: Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Oların huzurumda olmalarından da sana sığınırım!” (El-Mü’minün- 97,98)

Efendimiz namaza başlarken bu ayeti okurlardı.

 

Bir adam Peygamberimize, uykusuzluktan şikayet etti. Efendimiz uykudan önce şöyle dua et buyurdular: “Allah’ın gazabından, azabından, kulların şerrinden, Şeytanların vesveselerinden ve bana gelmelerinden Allah’ın tam kelimelerine sığınırım.”

 

Hz. İsa (a.s): “Kim bir yere iner ‘Allah’ın yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın tam kelimelerine sığınırım.’ derse ona habis ruhlardan hiçbir şey zarar vermez.”

 

3. İstiâze eden kişidedir:

Allah-ü Tealâ’nın sığın emri, bütün müminler içindir; bir şahsa mahsus değildir. Zira Hz. Allah, Peygamberlerin ve velilerin Allah’a sığındığını bizlere anlatıyor. Öyle olunca, bütün mahlûkatın Allah’a sığınması lazımdır.

Nuh (as): “Hakkında bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım.” dedi” (Hûd-47),

Kendine “Ey Nuh selametle in.” denildi. (Hûd-48) Allah’a sığınan selâmet ve bereket hil’atine kavuşur.1

 

Yusuf (as): “Allah’a sığınırım, o benim efendimdir.” dedi...

(Yusuf- 23) Böylece hileden kurtuldu. Kim Allah’a sığınırsa günahlardan korunma hil’atini bulur.

 

Musa (as) da: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.

(El-Bakara- 67)

 

Peygamber Efendimiz, Kul eûzü bi-rabbi’l felak ve kul eûzü birabbi’n-nas sûrelerinde olduğu gibi bir çok yerde istiâze ile emrolundu.

 

4. Kendisinden sığınılanda; yani Şeytandadır.

Şeytan’ın her türlü vesveselerinden sığınsınlar diye, hususi ile “vesvese, dürtüş, dokunma” gibi bir şey ifade edilmemiş; “Şeytanın şerrinden sığın” denilmiştir.

 

Sonra, kendisinden sığınılan, hem insan Şeytanları hem de cin şeytanlarıdır. Nitekim ayet-i kerimede: “İnsan ve cinlerden olan Şeytan’ın şerrinden” denilmiştir.

 

Ayet Meali: Dostlar, o gün birbirlerine düşmandırlar. Yalnız takva sahipleri müstesnadır (Ez-Zuhruf- 67)

Öyle olunca kötü arkadaştan sakınmanı tavsiye ederim.

 

Cin ve şeytanların varlığı mevzuunda ihtilâf edilmiştir. Doğrusu onlar mevcuttur; onları ancak, felsefecilerden pek azı inkâr etmiştir. Onlarda cahil bir topluluktur.

 

Ravza isimli kitapta: “Şeytanlarda erkeklik ve dişilik vardır. Doğarlar, ancak İblis ölünceye kadar ölmezler. Cinlerde erkeklik ve dişilik vardır. Doğarlar ve ölürler. Meleklerde erkeklik ve dişilik yoktur. Doğmazlar, yeme içme gibi ihtiyaçları yoktur” denilmiştir. (Âkâm’ül Mercan)

 

5. Kendisi için istiâze olunandadır.

İstiâze, itaat üzere adım atmaktır. Zira Şeytan’dan kaçmadıkça kul itaata başlayamaz. Kul bunun şeklini bilemeyeceği için Hz. Allah, “Eûzübillâhimineşşaytanirracim de” demek suretiyle bunu öğretmiş oluyor. Eûzü çeken kul: “Her şeyi işiten, her gizliyi bilen Allah’ım! Sen Şeytan’ın vesvesesini işitiyorsun ve onu def’etmeye muktedirsin. Lütfunla benden def’et ki, sana itaat edebileyim; zira ben, âciz ve zelil bir kulum; sen ise Kadîr ve Celîl Mevlâ’sın” demiş oluyor.

 

Allah’ım! Bizi şeytanın hilelerinden muhafaza et ve bizi haklarında “Benim kullarım üzerinde senin hiçbir hükmün yoktur” (El-Hicr -42) buyurduğun kullarından eyle. Amin.

 

Muhammed İbni Vasi, her gün sabah namazından sonra şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Sen bize, bizim kusurlarımızı gören bir düşman musallat kıldın ki, o ve askerleri, bizim onları görmediğimiz yerde bizi görürler.

 

Allah’ım! Senin rahmetinden ve affından ümidini kestiği gibi bizden de ümidini kestir. Cennet’inle arasını uzak kıldığın gibi, bizimle de arasını uzak kıl. Sen her şeye kadirsin.”

 

Şeytan en çok salih insanlara musallat olur; amellerini bozmaya, hatta ölürken imanlarını çalmaya uğraşır. Çünkü bu Şeytan’ın son fırsatıdır.

Hz. Allah sizi, bizi yakîn itikadda sabit kılsın. Kâmil imanla bu âlemden irtihali nasip etsin. Amin.

 

DUA

 

Allahım! güzel ameller işlemeyi, çirkin şeyleri terk etmeyi, hayır işlemeyi, çaresizleri sevmeyi, benim hatamı mağfiret etmeni, bana merhamet etmeni, tevbemi kabul etmeni senden istiyorum. Bir kavme belâ murad ettiğinde, ben belâya düşmeden benim ruhumu al. Allahım, tevfikini bize arkadaş, sırat-ı müstakimini yol kıl. Bizi maksadlarımıza kavuştur, tevbelerimizi kabul et. Sen tevbeleri kabul edensin ve çok merhametlisin. Allahım bize ilim ver, güzel huy ile bizi zinetlendir, takva ile ikram et, âfiyet ile bizi güzelleştir.

 

Allahım! Senden, alemlere rahmet, ümmete şefaatçi olarak gönderilen Hz. Muhammed (S.A.V) hürmetine, ni’meti tamamlamanı, afiyetin devamını, faydalı ilimleri, salih amelleri ve hüsn-i hatime nasib etmeni istiyorum.

 

Bize selâmet ver, dinimizi selâmette kıl, son anda imandan mahrum etme.

 

Allahım bize mağfiret et ve merhamet eyle. Bizi refiki a’lâya kavuştur. Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İSTİAZE (ŞEYTANDAN ALLAH’A SIĞINMAK) - II

 

 

Allühümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi vesellim, biadedi cemii ma fil Kur’ani harfen harfen ve biadedi külli harfin elfen elfen.

 

Manası: Allah’ım! Efendimiz Muhammed üzerine, onun âl ve ashabı üzerine Kur’an’daki her harf adedince ve her harfine de milyonlarca kerre salât ve selâm eyle.

 

Ey insan! Bil ki, Cebrail (as.)’in, Muhammed Aleyhisselam’a ilk indirdiği şey Eûzü ve Besmele’dir.

Ayet Meali: Yaratan Rabb’inin ismi ile oku. (Alâk- 1)

 

“Eûzü”, haber lafzı ile bir duadır, Kur’an-ı Kerim’den değildir. Besmele’de ise ileride zikredileceği üzere (Kur’an-ı Kerim’den olup-olmadığı hususunda) ihtilaf vardır.

 

İbn-i Abbas (R.A)’dan Rasülüllah (as) buyurdular ki: Kur’an-ı Kerimin tazimi, “Eûzü billâhi mineşşeytanirracim” iledir, anahtarı da “Bismillâhirrahmanirrahim”dir.

 

İstiâze sanki Kur’an-ı Kerim için bir süpürgedir. Kur’an okuyan kişi, onunla önce kalp meydanını nefsî düşüncelerden ve dilini de günah çeşitlerinden temizler. İstiâze şeytanı çok ezici (tesirini kırıcı)dır.

 

İsmail Hakkı Bursevî Hz.leri dedi ki: “Kur’an okumak Rab ile konuşmaktır. İşte bunun içindir ki, hafızlara ve Kur’an okumaya devam edenlere Şeytanın düşmanlığı çok daha şiddetlidir.”

 

 

 

 

İBLİS’İN DÜŞMANLARI

 

Vehb İbni Münebbih (rahmetullahi aleyh) rivayet eder: Allah-ü Tealâ Hazretleri, Şeytan’a emir buyurmuştur ki: Hazret-i Muhammed’e git, soracaklarına cevap ver.Şeytan da eli asalı bir ihtiyar adam kıyafetinde gelmiş.

Peygamber Efendimiz Hazretleri sormuşlar:

-Sen kimsin?

-İblisim.

-Niçin geldin?

-Allah’ın emriyle, soracaklarına cevap vermek için geldim.

-Ya mel’un, ümmetimden kaç düşmanın vardır?

-On beş düşmanım vardır:

 

  1. Baş düşmanım sensin,
  2. Adâletle iş gören hükümdarlar,
  3. Mütevazi, yani alçak gönüllü zenginler,
  4. Ticaretinde doğru olan tüccar,
  5. Allah’tan korkan alimler,
  6. Nasihatli ve herkese hayır isteyen müminler,
  7. Kalbi merhametli kimseler,
  8. Tövbe eden ve tövbesinde sebat edenler,
  9. Haramdan son derece sakınanlar,
  10. Daima abdestli bulunanlar,
  11. Çok sadaka verenler,
  12. İnsanlar arasında güzel huy ile yaşamakta olanlar,
  13. İnsanlara menfaati dokunanlar,
  14. Kur’an-ı Kerim’i çok okuyanlar,
  15. Gecelerde herkes uyurken kalkıp namaz kılanlardır. (Ruh’ul Beyan).

 

RİVAYET:

Muhakkak İblis dört defa tasalı ve hüzünlü bir ses ile haykırdı:

 

  1. Lânete uğradığı zaman,
  2. Dünyaya indirildiği zaman,
  3. Peygamberimiz (s.a.v) dünyaya geldiği zaman,

 

 

(Rasüllullah’ın doğumu hakkında söylenilen şu şiir ne güzeldir:

 

“Yok olasıca İblis haykırdı şiddetle, bir şey ifade etmez onun haykırışı elbette.”)

  1. Fatiha-i Şerife Peygamberimize indirildiği zaman.

  (Tefsir-i İbni Muhalled)

(1)

İblis lânete uğradığı zaman, Âdemoğluna karşı düşmanlığına delalet eden şu sözünü söyledi:

Ayet Meali: “Şüphesiz onlara emredeceğim de; Allah’ın yarattıklarını değiştirecekler.” (En-Nisa-119)

 

Burada birtakım hususlar dürülmüştür (gizlidir).

 

a. Köleleri kısırlaştırmak: Lâfzın umumi olması mutlak olarak kısırlaştırmaya manidir. Lâkin fıkıh alimleri ihtiyaç olduğu yerde hayvanların kısırlaştırılmasına ruhsat vermişler, ancak insanın kısırlaştırılmasını yasaklamışlardır.

b. Vücuda dövme yaptırmak: Bu da iğneyi deriye batırmak, sonra orayı kühül, çivit veya iç yağının dumanı ile doldurmak ve orası yeşil rengi alıncaya kadar bu işe devam etmektir.

c. Veşr: Kadının genç kızlara ve hanımlara benzemek için dişlerini inceltmesi ve düzeltmesidir.

d. Tenammus: Yüzündeki tüyleri ve kaşlarını yolmaktır.

Nebi (a.s) bunları lânetlemiştir. Edep yerinin tüylerini yolmak da buna girer. Çünkü sünnet olan, onu tıraş etmektir. Koltuk altındaki tüyler yolunabilir.

e. Güneş’e, Ay’a, yıldızlara ve taşlara tapmak. (Allah’a küfür ve isyan da böyledir. Zira her doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar. İlh...

(Ruh-ul-Beyan En’am Suresinden özetlenmiştir).

 

(2)

Racim; lânet olunmuş manasınadır. Lânet de; Allah-ü Tealâ’nın rahmetinden kovmak demektir. Bu, ancak kâfir için kullanılır. Burada; racim ile kast olunan mana budur.

Öbür taraftan lânet; iyiler derecesinden ve hayırlı-salihler makamından uzaklaştırmak manasına gelir. Bu da müminlerden fâsık olanlar hakkında caiz olur. İhtikar hadisindeki (lânet) ile kast olunan mana da budur.

 

Birinci mana (Allah’ın rahmetinden kovulma)yı fâsık da olsa hiçbir (mümin) şahıs hakkında kullanmak caiz olmaz.

 

Hulle yapan ve yapılanın lanetlenmesi fıkıh kitaplarında açıklandığı gibi aşağılanmak ve çirkin bulunmaktır; yoksa, lânetin hakiki manası değildir. Zira Nebi (as) lânet edici olarak gönderilmedi. (Mefatih’ut-Tefasir’den)

 

Şeytanın uğursuz isimlerinden ve kötü sıfatlarından Kur’an-ı Kerimde bahsedilmiştir. Şeytan ateş kuvvetinden yaratılmıştır. Kibirlenerek haddi aşmak ile hususileşmiştir. Melekler Hz Âdem’e secde ederken o secde etmekten kaçındı.

 

“Şüphesiz İblis ateşten yaratıldı, nasıl olur da ateş ile azap olunur?” diye sorulursa cevaben deriz ki:

- Demir, demir ile kesilir, öyle ise ateşin ateş ile azap olunması caiz (mümkün) olur.

 

İblis için, Mevlâ’nın (alâkasını) kesmesi ve lânetinin dışında başka bir azap olmasa bile, elbette bu ceza ona yeter. Hangi ceza alâkanın kesilmesi ve terk edilmekten daha şiddetlidir? Hangi ayrılık lânetten ve horlanmaktan daha büyük bir zarardır?

 

Veyl cehennemde bir tabakadır.

Haberde varit oldu (geldi): “Veyl”; cehennemde bir tabakadır. Ateş, günde yetmiş defa o tabaka(nın şerrin)den Allah’a sığınır. Ateşin bazısının durumu böyle olursa, ateşten yaratılan Şeytan’ın ateş ile azap olunması neden mümkün olmasın? (Bazı kitaplardan)

 

İNSANIN ŞEYTANI GÖREMEMESİNİN HİKMETİ

Eğer “İblis, çirkin ve değersiz olmasına rağmen mü’mini görüyor da, mü’min kerem sahibi olduğu halde niçin şeytanı göremiyor?” diye sorlursa, cevaben deriz ki:

-İblis küfür karanlığında, mü’min ise; İslâm nurunda (aydınlığında) bulunmaktadır. Karanlık bir evde olan kimse, ay ışığında olan kişiyi görür , ama aksi olmaz.

Denildi ki: İblis’e (mü’mini) görme özelliği verildi, ta ki; mü’minin marifetini, itaatını ve secdesini görsün de; kendisine üzüntü üzerine üzüntü olsun. Mü’mine ise bu (Şeytan’ı) görme özelliği verilmedi, ta ki; onun yaptığını görüp hayret etmesin. Zira mü’min, Şeytan’ın üzüntüsünü görmüş olsa; onun hareketi sebebiyle hayrete düşerdi.

 

HİKAYE: ŞEYTANI DEFETMENİN EN KOLAY YOLU

 

Horasanlı bir adam, Irak tarafına gitti. Iraklı âlimlerden birinin ilim meclisine devam etti. Hatta âlim kendisine, dört bin hikmetli söz öğretti. Memleketine dönmek istediğinde hocasından izin istedi. Hocası dedi ki:

 

- Senin için şu metli sözlerden daha hayırlı olacak bir kelimeyi sana öğreteyim. Adam:

- Nedir o? Âlim:

- Horasan’da şeytan olur mu? Adam:

- Evet, diye cevap verdi. Âlim:

- O size vesvese verir mi? Adam:

- Evet. Âlim:

- O vesvese verince ne yaparsınız? Adam:

- Kovarız. Âlim:

- İkinci defa vesvese verirse? Adam:

- İkinci defa kovarız. Âlim:

- Allah’ın düşmanı olan İblis size eziyet verdiği ve sizi itaattan alıkoyduğu zaman, vesveselerini reddetmek (kovmak) ile meşgul olmayın. Lâkin ona karşı, çoban köpeği karşısındaki yolcu gibi olunuz1.. Siz, onun şerrinden Allah’a sığınınız. Zira İblis Allah’ın köpeklerinden (bir köpek)tir.

Allah c.c. bizi ve sizi onun şerrinden ve hilesinden korusun. Amin...

 

(3)

Şair İbni Rumi:

Ağlayarak geldin dünyaya,

Gülerken insanlar etrafında.

Öyle ameller işle ki hayatta,

Öldüğünde gülersin, lâkin herkes ağlamakta.

 

 

İbni Abbas (ra)dan rivayet olundu:

Peygamber Efendimiz bir gün mescitten çıktığında İblis’le karşılaştı ve:

-  Seni mescidin kapısına kadar getiren sebep nedir? İblis:

- Beni Allah getirdi. Peygamberimiz:

- Niçin? İblis:

- İstediğin şeyi bana sorman için.

- Ümmetimi niçin namazlarını cemaatle kılmaktan men ediyorsun?

- Ya Muhammed! Ümmetin namaza gittiklerinde dağılıncaya kadar beni sıtma tutar.

- Ümmetimi neden ilim ve dua meclislerinden men ediyorsun?

- Onlar dua ederken ben sağır ve kör olurum.

- Ümmetimi niçin Kur’an okumaktan men ediyorsun? İblis:

- Aaahh....dedi.

- Ümmetimi niçin cihattan men ediyorsun?

- Onlar cihat için çıktıklarında, dönünceye kadar ayaklarıma kelepçeler takılır. Hacca gittikleri zaman, dönünceye kadar zincirlere bağlanırım. Sadaka vermek istediklerinde, başıma testere konulur (ve odun keser gibi kesildiğimi hissederim.(Mefatih-ut-Tefasir’den)

 

İmam-ı Âzam ve imam-ı Muhammed (ra)’a göre namazda eûzü okumak, kıraat içindir. Birinci rekatta okunur, diğerlerinde okunmaz ve cemaat da okumaz.

 

Ebu Said-El-Hudri(r.a) dedi ki: Rüyamda İblis’i gördüm, sopa ile vurmak istedim. İblis:

- Ben sopa ve silahtan değil, istiâze edenlerin istiâzesinden ve ihlâslıların marifet nurlarından korkarım.

 

Hadis-i Şerif: Çokça “lâ ilâhe illallah” deyiniz ve istiğfar ediniz. Zira İblis: “Ben insanları günahlarla helâk ederim; onlar beni kelime-i tevhid ve istiğfar ile helâk ederler, hususiyle seher vaktinde.” diyor (Sinaniye)

 

Haber: Kim günde 10 kere Şeytan’dan Allah’a sığınırsa; Hz. Allah ona bir melek gönderir ve şeytanı ondan uzaklaştırır.

Haber: Mümin şeytanı lânetlediği zaman: “Şeytan mel’una lânet okudun”. der. Kul, “Eûzübillâhimineşşaytanirracim” dediği zaman Şeytan: “Sırtımı kırdın, beni helâk ettin” der.

 

Cübeyr Bin Mut’im (r.a)dan:

Rasülullah Efendimiz’i namaz kılarken gördüm şöyle diyordu: Allahü ekber kebira, velhamdülillahi kesira, ve sübhanellahi bükraten ve esila –ve kovulmuş olan Şeytanın üfürmesinden, vesvesinden, çarpmasından Allah’a sığınırım.

İbni Mes’ud (ra) buyurdu ki: Şeytan’ın üfürmesi kibir, vesvesesi şiir ve çarpması deliliktir. Mefatih.

 

Hadis-i Şerif: Sizden her birinizin, bir melekten bir de şeytandan yakını vardır. Ashap: Senin de mi ey Allah’ın Rasülü?” dediler. “Evet! Benim de. Lâkin Allah bana yardım etti de; bana yakın olan Şeytan Müslüman oldu ve bana ancak iyiliği tavsiye eder.” buyurdu.

 

Hadis-i Şerif: İki şeyle Hz. Âdem’den üstün kılındım. 1. Benim Şeytan’ım kâfir idi. Allah bana yardım etti de; Müslüman oldu.2. Zevcelerim bana yardımcı oldular. Âdem’in Şeytan’ı kâfir idi, zevcesi de hata üzerine kendisine yardımcı olmuştu.

 

Bizim şerrinden sığınmamız gereken Şeytan, bize yakın olan, bize musallat kılınan Şeytan’dır. Peygamberimize yakın olan şeytan Müslüman olduğu için O ; İblis’ ten Allah’a sığınır.

 

İblis’in tahtı yeşil deniz üzerindedir. Sadece mühim işler için gider. Peygamberimizle alâkalı şeylerse İblis’e göre çok mühimdir. Nitekim bir Hadis-i Şerifte buyrulmuştur ki:

Allah düşmanı İblis, yüzüme atmak üzere bir ateş parçası ile bana geldi. Ben de 3 defa: “Senden Allah’a sığınırım” dedim, geri çekilmek istemedi. Ben de onu yakalamak istedim. Vallahi kardeşimiz Süleyman (as)’ın duası olmasaydı; Medine çocuklarının kendisiyle oynadığı, elleri ayakları bağlı bir esir olurdu.

Süleyman (a.s.) “Rabbim! Beni mağfiret et ve benden sonra kimseye nasip olmayan bir mülk ver” (Sad- 35) diye dua etmişti. Peygamberimiz İblis’i bağlamadı; zira şeytanlar tam manasıyla yalnız Süleyman (as)’ın emrine verilmişlerdi.

 

Eğer: “Peygamberimizin doğumu ile şeytanlar semaya çıkmaktan men edildiler. Neden İblis vesvese vermekten men edilmedi?” dersen:

 

Deriz ki: Allah-ü Tealâ İsa (as) vasıtasıyla ölüleri diriltmiş, ancak İsa (as) dan ölüm men edilmemiştir. Ayrıca şeytanlar, semaya çıkmaktan men edilince Muhammed (as)a güç yetiremeyeceklerini anladılar. Sonra Hz. Allah onları ona musallat kıldı ve Habibini korudu ki; kendi ellerinde bir şey olmadığını anlasınlar.

 

Eğer: “İblis değersiz olduğu halde kıyamete kadar yaşıyorsa, neden çok şerefli olan peygamberimiz vefat ediyor?” denilirse.

 

Deriz ki: “Peygamberimiz Allah’ın dostudur, iblis düşmanıdır. Dosta dostunu devamlı hapishanede tutmak yakışmaz. Zira dünya müminin hapishanesidir. Allah-ü Tealâ, düşmanı olan İblis’i belli vakte kadar geçici zindanda tutacak, sonra da; oradan çıkarıp ebedî zindana (Cehenneme) koyacaktır.

 

Ayrıca; eğer peygamberimiz çok yaşasa kitap, hükümler ve şeriatlar çoğalır, insanlar buna uymaya güç yetiremez ve onların azap çekmesine sebep olurdu ki; peygamberimiz âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

 

Yine: “Eğer İblis ölseydi; Peygamberimizin şerefi anlaşılmazdı ve diğer ümmetler ‘Hz. Muhammed devrinde şeytan yoktu, onun için ümmetleri günah işlemedi’. derlerdi.”

 

İblis, Allah-ü Tealâ’dan, insanların dirileceği güne kadar hayat istedi. Hz. Allah arz ve semada önceden yapmış olduğu ibadetlere mükâfat olarak kendisine belli bir vakte kadar hayat hakkı verdi. Çünkü Hz. Allah amel edenlerin ecrini boşa çıkarmaz; kâfirlerinkini dünyada, müminlerinkini ahirette verir.

 

Hakikatta Şeytan’a böyle mühlet verilmesi onun hakkında istidrâcdır ki;1 bu sayede kâfirlerden kimsenin yüklenmediği kadar günah yüklensin. Ayrıca basiret sahiplerine ibret olsun ki; dünyada uzun ömür kâfirlerin reisine verilmiştir. (Mefatih).

Bazı âlimler: “Şeytan kötülüğe meyli olan kimselere tesir eder.” dediler. Allah-ü Tealâ, İblis’ten hikâyeten şöyle buyurur:

Ayet Meali: İş bitince, Şeytan da der ki: “Şüphesiz Allah size gerçeği vaat etti, ben de size vaat ettim. Ama size yalancı çıktım. Maamafih, benim sizin üzerinizde bir hakimiyetim yoktu, ancak sizi davet ettim. Siz de hemen bana icabet ettiniz. Binaenaleyh beni kötülemeyin. Kendinizi kınayınız. Ben sizi kurtaramam, sizde beni kurtaramazsınız. Doğrusu ben, sizin bundan önce, beni Allah’a şerik koşmanızı tanımadım. Muhakkak ki zalimlere acıklı bir azap vardır.” (İbrahim- 22)

 

Şeytanın hilesinden kimse emin olamaz. Herkesin Allah’a sığınması lâzım. Ebu Hüreyre (ra): “Allah’ım! Zina etmekten ve hırsızlık yapmaktan sana sığınırım.” diye dua ederdi. Bunu duyanlar:

- Sen yaşlı bir zatsın. Rasülullah’ın arkadaşısın. Böyle olduğun halde sende mi zina ve hırsızlık yaparım diye korkuyorsun? dediler. O:

- İblis hayatta iken nasıl kendimden emin olabilirim! dedi.

 

Allah-ü Tealâ Musa (as)’a: “Ya Musa! İblis ölmediği müddetçe, onunla mücadeleyi bırakma” diye vahyetti.

 

İblis ölmek şöyle dursun; uyumaz bile. Hasan-ı Basri Hz. Lerine: “İblis uyur mu?” dediler. O: “Eğer İblis uyusaydı; biz rahat ederdik.” buyurdu (Ruh-ul-Beyan ve Mecalis-i Rumi)

 

ŞEYTANIN ÇOCUKLARI, İSİMLERİ VE VAZİFELERİ

 

Birinci sura kadar yaşayacağı için, İblis’e nesil verildi.İblis’in birçok çocukları vardır. Her birinin isimleri ve görevleri vardır.

1. Hanzeb. Namazda vesvese verir. Namazda böyle bir şey hissedince Allah’a sığın.

2. Velhan. Temizlikte çok su kullandırarak vesvese verir. Çok su kullandırır, sonra da gülüp alay eder.

3. Zellenbur. Bu da çarşılarda esnafa bozuk mal satmayı, yalan yemini, malını methetmeyi, malın kusurunu gizlemeyi ve insanları aldatmayı güzel gösterir.

4. Vesnan. Uyku şeytanıdır. Namaz ve diğer ibadetler için kafayı ve göz kapaklarını bastırır, zina ve hırsızlık gibi haramlar için insanı uyarır.

5. Betr. Musibet şeytanıdır. Bağırıp çağırma, yüze tokat vurma gibi cahiliye adetlerini güzel gösterir.

6. Dasim. Yemek şeytanıdır. İnsan besmele çekmediğinde, onunla yemek yer, eve girer, yatakta uyur, besmele ile dürülmemişse elbiseleri giyer, karı koca arasında düşmanlık meydana getirmeye çalışır.

7. Metun veya mesût. İnsanlar arasında yalan haberleri yayar, sonra onların aslı çakmaz. Kişinin her duyduğunu konuşması yalan olarak kendine yeter.

8. El Ebyaz. Peygamberlere ve velilere musallat olan şeytandır. Peygamberlere bir zararı dokunamaz, veliler ise onunla mücadele ederler. Allah’ın korudukları selâmettedir, korumadıkları ise sapıtırlar (Gazali’nin Bidayet-ül Hidaye şerhi).

 

“Kıymet ve değeri olmadığı halde Şeytan niçin Allah katında kıymetli bulunan mümine musallat kılındı?” dersen:

 

Deriz ki: Kişinin kadri kıymeti Allah’ın düşmanına verdiği eza ile ortaya çıkar. İbrahim (as) Allah’ın ezeli ilminde onun dostu iken, Nemrud kendine musallat oluncaya kadar, mahlûkat onun kadr-i kıymetini bilemedi.

 

Bazı haberlerde geldi ki: Nemrud aleyhi’l-lâne, dört bin mahir atıcıya, aynı anda İbrahim (a.s)’a ok atmaları emrini verdi. Okları attıklarında bütün gök melekleri ağladı. Oklar yarı yola varınca; Allah-ü Tealâ okları atıcılara doğru çevirdi. Her ok, atıcısının göbeğinden girip sırtından çıktı. Bütün atıcılar öldü ve insanlar arasında İbrahim (a.s)’ın derecesinin büyüklüğü ortaya çıktı.

 

Firavun’la beraber Musa (a.s)’ın, kendini öldürüp asmak isteyenlerle beraber Hz. İsa (a.s)’ın durumu da böyledir.

 

Peygamber Efendimizin de yüce mertebesi, kırk yıl bütün kabileler tarafından bilinemedi. Vahiy geldikten sonra birçok düşmanlar zuhur etti. Allah-ü Tealâ ona yardımcı oldu. Doğu ve batıya kadar her gün mülkü, saltanatı arttı.

 

Bunun gibi Hz. Allah, “derecemiz ve şerefimiz belli olsun” diye bize Şeytan’ı musallat kıldı. Ona muhalefet ettikçe şerefimiz artar, derecemiz yükselir. Görmez misiniz ki ateş altın ve gümüşe düşmandır. Fakat altın ateşe tutuluverdiğinde, yenilenir ve safileşir.

 

Diğer bir cevabı: Allah-ü Tealâ, Şeytan’ı ve ordusunu müminlerin kendisine olan sevgileri artsın diye onlara musallat etmiştir. Çünkü düşman karşısında iken insan, nimet içinde olduğundan daha çok Allah’ı zikreder, hastaların hasta iken zikrettikleri gibi.

 

Başka bir cevap ise: “Hz. Allah, rahmeti zahir olsun.” diye Şeytanı müminlere musallat kıldı. Çünkü isyan olmayınca rahmet tecelli etmez.

 

10 ŞEY 10 ŞEYDEN USANMAZ.

 

Zeynel Abidin (r.a) şöyle der:

10 şey 10 şeyden usanmaz.

1- Göz- bakmaktan

2- Yeryüzü- yağmurdan

 3- Âlim- ilimden

4- İblis -hileden

5- Kâfir -küfürden

6- Mümin- imandan

7- Cennet -müminlerden

8- Cehennem -kâfirlerden

9- Hz. Muhammed -şefaatten

10- Mevlâ- rahmetten.

 

RİVAYET:

İblis yeryüzüne indirilince şöyle dedi: “Ya Rab! Beni yeryüzüne indirdin ve rahmetinden kovdun, bana bir ev ver”. Hz. Allah.

- Hamamları verdim. İblis:

- Oturacak yerler ver.

- Çarşılar ve yolların kesiştiği yerleri verdim.

- Yemek ver.

- Besmelesiz yenilen yemekleri verdim.

- İçecek ver.

- Sarhoşluk veren her şeyi verdim.

- Müezzin ver.

- Çalgı aletlerini verdim.

- Okuyacak bir şey ver.

- Şiir verdim.

- Kitap ver.

- Dövme’yi verdim .

- Söz ver.

- Yalanı verdim.

- Elçiler ver.

- Sihirbazları verdim.

- Avcılar ver.

- Kadınları verdim. buyurdu.(Bahr-il-Ulûmis emerkandi.)

 

İblis bazen insanlara nasihat etmek veya hayır göstermek suretiyle de hile yapar. Mesela bir adama: “Şu duvar yıkılacak buradan kaç” der. Maksadı adamın duvar altında kalıp şehit olarak ahirette çok sevap almasına mani olmaktır.

 

 

HİKAYE

ŞEYTANIN HZ MUAVİYEYİ NAMAZA KALDIRMASI

Mesneviden: Hz. Muaviye (r.a) sabah uyurken İblis gelip kendisini namaza kaldırır. Hz Muaviye: Ey İblis! Sen hep kötülük emrederdin, nasıl olur da beni namaza kaldırıyorsun? Şeytan.

 

 “Sen bir gün sabah namazı vakti uyuyakalmış, Hz. Muhammed’in arkasında cemaatle namaz kılamamıştın. Öyle pişman oldun, öyle üzüldün ki; birkaç kat fazla sevap verildi. Tekrar uyuyup aynı sevabı almandan korktum da onun için uyardım.” dedi.


 



1 Meselâ “Euzü bir-Rahman” denilmemiştir.

1 Hil’at:Eskiden, Padişah veya vezir tarafından takdir edilen, beğenilen kimseye giydirilen süslü elbise, kaftan. 

1 Çobandan yardım isteyiniz.

1 İstidrac:Fasık veya kâfir olduğu belli bir şahsın gösterdiği isteğe uygun harika.



incemeseleler.com