Evliliğin Zorlukları

Yayınlanma İzdivaç ve Mahremiyetleri

Birincisi helal rızkın elde edilmesinden aciz kalmaktır.

Bu, zorlukların en büyüğüdür. Helal rızkı elde etmek herkes için kolay bir iş değildir. Binaenaleyh, evlenmek rızık için daha da fazla didinmeye vesile olacaktır. Haramdan yedirmek ise, hem yedirenin, hem de yiyenin helakine vesile olur. Dolayısıyla ahiretini dünyasına feda eder.

Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

"Kul tam mizanın (amelleri tartan terazinin) yanında durdurulur. Dağlar misali sevapları vardır. Durdurulduğu yerde aile efradını nasıl gözettiğinden, hak ve hukuklarını nasıl yerine getirdiğinden, malını nereden elde edip nereye harcadığından sorulur. Öyle sorulur ki, dünyada yapmış olduğu bütün iyilikleri ve iyi amelleri bu sorulara karşı kendisinden alınır. Tek bir sevabı bile elinde kalmaz. O, bu durumda iken, me­lekler çağırışırlar:

Bu, o kimsedir ki, çoluk çocuğu onun dünyada yapmış olduğu iyilikleri yemiş bitirmişlerdir. Bugün ise amellerine karşılık rehin tutulmuştur."

Deniliyor ki, kıyamet gününde kişinin yakasına ilk yapışan, ailesi ve çocukları olacaktır. Onlar derler ki:

- Ey Rabbimiz! Bizim hakkımızı bu adamdan al! O bizim bilmediklerimizi bize öğretmedi. Bilmediğimiz halde bize ha­ram yedirdi.

Bunun üzerine kişiden onların intikamları alınır. Allah Resülü (s.a.v.) buyurdular ki: .

"Hiç bir kimse dünyada ihmal çocuğunun cehaletinden daha büyük Allah'ın huzuruna varamaz."

(EI-Firdevs sahibi, Ebu Said'den)

Buraya kadar zikrettiğimiz şeyler, evlenmenin umumi zor­luklarıdır. Bu tehlikelerden yakayı kurtaran pek az insan vardır.

Servet edinmeye kudreti bulunan ve sanatkar olan bir kimse olur, bir sanatta çalışır ve o sanatıyla hayırlı, sağlam ve malının çoğu helal olan kimselerle muamele etmeye muktedir olan bir kimse olursa, böyle bir kimse evlenmenin yukarıda bahsi geçen tehlikelerinden kendisini koruyabilir.

İkincisi: Hanım ve çocukların hakkına tam manasıyla ri­ayet etmemek ve sızlanmalara tahammül göstermemektir. Bu felaket birinci afete karşı tahammül etmekten daha kolaydır. Fakat buna rağmen tehlike söz konusudur. Çünkü kişi çobandır ve güttüğünden mes'uldür. Nitekim Allah'ın Yüce Peygamberi (s.a.v.) buyuruyor:

"Nafakası kendisi üzerine düşen kimselerin hakkını zayi etmek günah bakımından kişiye yeter de artar bile ... "

(Ebü Davud, Nesai)

Çoluk çocuğunun hakkını gözetmeyen bir insan, onların haklarından kaçan bir insan gibi mes'uldür. Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

"Ey iman edenler! Kendinizi ve aile halkınızı öyle bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı, insanlarla taşlardır."

(Tahrim Süresi, ayet: 6)

Bu ayette, Cenab-ı Hak kendi nefsimizi ateşten ko­ruduğumuz gibi, aile fertlerimizi de korumamızı emretmekte­dir.

Bu sırra binaendir ki, alimlerden bazısı evlenmemekten do­layı özür dileyerek demiştir ki: "Ben ancak kendi nefsimin belasını çekiyorum. Kaldı ki, ona başka bir nefsi daha eklersem bu yükün altından kalkamam."

Şu şiirde olduğu gibi:

"Fare, deliğine sığmazdı, bir de kuyruğuna süpür­geyi bağladı."

Bişr (k.s.) de buyurdu ki:

- Beni evlenmekten Cenab-ı Hakkın: "Kadınların boy­nuna düşen haklar gibi, kendilerine verilmesi gereken haklar da vardır" mealindeki ayeti men etmektedir.

Akıllı, hikmet sahibi, güzel ahlaklı, kadınların adetlerini bi­len, onların düşük çenelerine karşı sabırlı olan, şehvetlerine tabi olmaktan nerede durulacağını bilen, haklarını ifa etmekte titiz davranan, hatalarına göz yuman ve aklı ile onların ahlak­larını idare eden kimse, bu felaketten paçayı kurtarabilir.

Üçüncüsü, Bu afet, birinci ve ikincisinden daha kolayca at­latılabilir. Bu, çoluk çocuğunun kendisini Allah'tan meşgul edip dünya tarafına çekmesi, zengin olarak onlarla övünmek ve böbürlenmesidir. İnsanoğlunu Allah'tan uzaklaştıran, ister eşi ister malı, ister evladı olsun, onun için büyük zarardır. Vaktini, helaliyle oynaşmaya ve şakalaşmaya sarfetmek dahi yukarıdaki hükme dahildir. Evlenmekte, bu kabilden birçok meşgaleler meydana geliyor. Kalbi kaplıyor. Böylece gece ve gündüzü, oynaşmakla akıp gidiyor. Kişi oynaşmaktan kafasını kaldırıp gece ve gündüzde ahireti düşünmek ve ahirete hazırlanmak için vakit bulamıyor.

İşte bu sırra binaen İbrahim bin Edhem Hazretleri bu­yurdu: "Kadınların bacaklarına dadanmış bir kimseden her­hangi bir şey beklenemez."

Sonuç: İşte buraya kadar sayıp tesbit ettiklerimiz evliliğin zorluklarıdır. Eğer hakkında yukarıda tesbit ettiğimiz zorluklar söz konusu değilse ve yine helal malı, güzel ahlakı, dindeki cid­diyeti yerinde ise, evlenmekle Allahtan uzaklaşması söz konusu değildir. Bütün bunlarla beraber; şehvetini teskin etmeye muh­taç bir genç ise, kadının akrabalarıyla kuvvet kazanmaya muh­taç ise, böyle bir kimse hakkında evlenmenin daha hayırlı olduğundan şüphe edilemez.

Bununla beraber evlenmesinde evlad edinmek için gayret de söz konusudur. Bu ise, ayrı bir fazilettir. Eğer saydığımız tehli­keler mevcutsa böyle bir kimse için de evlenmemek daha hayırlıdır. Eğer zıt kutubların ikisi de tam manasıyla varsa -ki, zamanımız da insanların çoğunda durum budur- böyle bir du­rumda, şaşmaz terazi ile, o faidelerin dininde meydana geti­receği fazlalık payı ile afetlerin yine dininde meydana getireceği eksiklikleri ölçmelidir. Ölçü neticesinde zannına hangisi daha kuvvetli gelirse onunla hükmetmelidir.

Nikah faidelerinin en açığı evlad edinmek ve şehveti teskin etmektir. Nikahın zararlarının da en açığı, haram kazanca muhtaç olmak ve evlenmenin Allah'tan uzaklaştırmasıdır. Binaenaleyh biz bu işlerin karşılaşmasını yapıp deriz ki:

Şehvet eziyetinin altında bulunan ve evlenmesinden sadece çocuk elde etmek için fayda sağlamaya çalışan ve evlenmediği takdirde harama muhtaç olması ve Allah'tan uzaklaşması mevzubahs olan bir kimse için, evlenmek daha evladır. Eğer kişinin başında takva dizgini kuvvetli olmazsa ve zinaya ka­yacağından korkarsa, evlenmek kendisi için evla ve hayırlı olur. Çünkü böyle bir insan, zinaya kaymak, haram yemek ve haram elde etmek ile karşı karşıya kalmış olur.

Helal kazanç elde etmeye muktedir bir kişi için ibadet gibi evlenmek de faziletlidir. İstirahat etmeksizin daimi bir şekilde ibadete devam etmek mümkün değildir. Binaenaleyh eğer kişi namaz, uyku, yemek ve defi hacetten başka, bütün vakitlerini nafaka sağlamak için sarfederse, evlenmek, evlenmemekten daha faziletlidir. Çünkü helalinden kazanmakta, çoluk çocuğu idare etmekte, evlad edinmekte ve kadınların düşük çenelerine sabır göstermekte, nafile ibadetlerden eksik olmayan sevaplar vardır.

Eğer kişinin ibadeti ilimle, fikir ve batıni ilerleyişle ise ve ev­lenmek için gereken nafakanın elde edilmesi onun ibadetini en­gelliyorsa, bu durum ortadan kalkana kadar nikahı terketmek daha faziletli ve evlenmemek daha evladır.

. 

. 

Ali Eren - İzdivaç ve Mahremiyetleri 

Bu eser incemeseleler.com ile internete müsadeli olarak kazandırılmıştır.

Eseri başka sitelerde yayımlamak yasaktır !