Manto-Pardesü

Yayınlanma İzdivaç ve Mahremiyetleri

Manto ve pardesüyü giymek, dinimizin aradığı vasıfları haiz ise, tesettür için elbette kafidir. Fakat şurasını açıkça ve üzerine basarak ifade edelim ki, bu elbiseler, güzel görünmek, dikkatleri çekmek, kadının tabii zinetlerini ortaya dökmek için değil, örtünmek, kadının ancak helaline göstermesine izin veri­len tabii güzelliklerini gizlemek ve kaybetmek için giyilir. Bu da ancak kalın kumaştan, uzunca, bolca ve koyu renklerden yapılmış mantolarla mümkündür. Dikkati çeken renklerden yapılmış, cazibeliliği yine cazip olan bir eşarp ile ziyadeleştirilmiş, modeli garip olan ve bizzat kendisi, rengiyle mo­deli ile zinet haline gelen manto ve pardesülere gelince, firaset sahibi müslümanların bunları giymesi ve giydirmesi dini nok­tadan münasip olmaz.

Biz bu hususta müslüman hanımlara, pardesü ve eşarplarını giyerken vücutlarının endamını tamamlayan bir aksesuar olarak giyenleri değil de İslami iffet ve hayanın tim­sali olan islam büyüklerini, sultanlarımızı taklit etmelerini tavsiye ederiz.

Müslüman kadınlar kafire ve müşrike olan kadınlara zinetlerini gösteremezler. Başlarını onların yanında açamazlar.

Çünkü bu kadınlar müslüman kadınların zinetlerini erkeklere anlatırlar. Bunun içindir ki Hz. Ömer (ra) vali olan Ebu Ubeyde hazretlerine mektup yazarak, müslüman olmayan kadınların müslüman kadınlarla beraber hamamlara girmelerine mani olmasını emretmiştir.

Araplar İslamiyetten evvel de başlarını örterler, fakat eşarplarının uçlarını arkalarına, boyunlarına bağlayarak, ger­danlarını ve boyunlarındaki zinetlerini gösterirlerdi. Hz. Allah (c.c.) bu şekilde bir kapanmayı kafi görmeyip, çene altlarının, gerdanlarının, boyun ve boğazlarının da sıkıca kapatılmasını emir buyurmuşlardır. Kanaatimizce geniş ve kalın bir eşarbı çene altına iğnelemek veya sıkıca bağlanmış eşarbın uçlarını mantonun altına sokmak en muteber örtme şeklidir. Bu tak­dirde boyun ve boğazın tamamı ile omuzlardan bir kısmı ör­tülmüş olacak, sağa ve sola dönüldüğü zaman boyun ve boğazlar açılmayıp görülmeyecektir.

Şunu da ilave etmek lazımdır ki CİLBAB’ı bazı müfessirler, kadının başını ve vücudunun bir kısmı (omuzları ve göğüsleri)ni örten örtü diye tarif etmişlerdir. Buna göre, bazı müslüman hanımların başlarına örttükleri küçük ve ince eşarpların, bu manada CİLBAB vazifesi gördüğü düşünülemez. Çünkü Cilbab, başörtüsünün üzerine örtülen dış örtüdür ve bü­yüktür. Başörtünün bu manada Cilbab yerine geçmesi için başı iki örtüyle örtmek icab etmektedir. Birincisi ince ve küçük olan ve sıkıca bağlanan başörtüsü, ikincisi de onun üzerine örtülen büyük ve kalın olan, kadının başını, omuzlarını ve bedeninin yu­karısından bir kısmını örten dış örtü (Cilbab, poşu, şal vb.) dir.

Manto ve pardesü giyen hanımlar bunları Cilbab (dış örtü) diye giyiyorlarsa (ki öyledir) bunlar başı örtmediklerine, ancak boyundan aşağısını örttüklerine göre başlarını, boyun, boğaz, yaka ve gerdanlarını sıkıca örtebilecek şekilde olan büyük ve kalın bir eşarbı başlarına örtüp bağlamaları, gevşeyip çözül­memesini temin için de iğnelemeleri icap etmektedir. Halbuki kadınlarımızın bazısının kullanmakta oldukları eşarplar, ince, küçük, bağlandıktan kısa bir zaman sonra gevşeyiveren, kü­çüklüğünden dolayı da saçlarının uçlarını zaman zaman gösteren, asri hanımların canları istediği zaman canları istediği şekilde bir nevi aksesuar olarak kullandıkları ve tesettür nok­tasından, basit eşarplardır. Bu nevi eşarpların müslüman kadınların tesettürü için kafi geldiğini söylemek ve iddia etmek, aklı selim sahiplerini güldürür. Abdurrahman Bin Avf Hazretleri'nin kızı Hafsa (r.a.), Aişe Validemiz'in (r.a.) yanına ince bir eşarpla gittiğinde, Aişe Validemiz (r.a.) onun eşarbını ikiye katlayarak kalınlaştırmıştır.

İlerdeki sahifelerde görüleceği gibi, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde, Aişe Validemizin kız kardeşi Hz. Esma'ya (baldızına) hitaben, "Kadın baliğa olduktan sonra şurası ve şurasından başka yerlerinin görülmesi caiz değildir" buyurarak mübarek ellerini ve yüzünü işaret buyurmuşlardır.

Başka bir hadis-i şeriflerinde de "ALLAH'a (c.c.) ve ahi­ret gününe iman eden hiç bir kadın, elleri ve yüzü ha­riç bir yerini mahremi olmayan erkeklere gösterme­sin" buyurmuşlardır.

Netice olarak Hz. ALLAH (c. c.) erkek ve kadınların, avret olan yerlerini göstermemelerini emretmiş, kimlere hangi zinet­lerini gösterebileceklerini de ifade buyurmuşlardır.

.

.

Ali Eren - İzdivaç ve Mahremiyetleri

Bu eser incemeseleler.com ile internete müsadeli olarak kazandırılmıştır.

Eseri başka sitelerde yayımlamak yasaktır !