






| Daveti, Dua-i Rasül [72-87. Beytler] |
|
|
|
| İnce Kitaplar - Kasidei Bürde Dersleri | |||
|
بسم الله الرحمن الرحيم {٧٢} جَاءَتْ لِدَعْوَتِهِ اْلأَشْجَارُ سَـــاجِدَةً تَمْشىِ إلَيْهِ عَلَى سَاقٍٍ بِلاَ قـَـــدَمٍِ Geldi جَاءَتْ *** O Rasülü müctebanın davetinden dolayı, davet ettiği için ağaçlar, Rasulü kirama secde edici oldukları halde, ayaksız olarak kökleri üzerine yürür oldukları halde yürüyerek geldi.
{٧٣} كَأنَّمَا سَطَرَتْ سَطْراً لِمَا كَتَـــبَتْ فُرُوعُهَا مِنْ بَدِيعِِ الْخَطِِّ فيِِ اللَّقَََـمِ Sanki o ağaçlar yazdılar, çizdiler كَأنَّمَا سَطَرَتْ *** Sanki o ağaçlar, o ağaçların dalları yolun ortasına haddin en güzelinden bir çizgi, yazının en güzelinden yazdılar. (Kelimei şehadet yazdılar)
{٧٤} مِثْلُ الْغَمَامَةِ أنَّى سَارَ سَائِــــرَةً تَقِيهِ حَرَّ وَطِيسٍ لِلْهَجِيرِ حَــــمىِ Bu ağaçlar bulut gibidir مِثْلُ الْغَمَامَةِ *** Bu ağaçlar Nebiyi Azamı güneşin tam yaktığı öğle vaktinde harareti şiddetli olan kızgın olan fırının sıcaklığından yani fırın gibi olan güneşin sıcaklığından muhafaza eder himaye eder olduğu halde bulut gibidir. O Rasulullah nereye gitse onunla beraber gidicidir, onu gölgelendiricidir.
{٧٥} أقَْسَمْتُ بِِالْقََمَرِ الْمُنْشَقِّ إنَّ لـَــهُ مِنْ قَلْبِِهِ نِسْبَةًً مَبْرُورَةَ الْقََسَــــمِ Ben yemin ediyorum أقَْسَمْتُ *** İkiye atrılan kamere yemin ederim o gamamenin yarılması efendimizin kalbine benzer. Benim bu yeminim gerçek yemindir.
{٧٦} وَمَا حَوَى الْغََارِ مِنْ خَيْرٍ وَمِنْ كَرَمٍ وَكُلُُّ طَرْفٍ مِنَ الْكُفَّارِ عَنْهُ عَــِمى İhata ettiği kapladığı şey وَمَا حَوَى *** Mahza hayırdan ve kereminden Mağranın kapladığı hakikate yemin ederim, Hayır ve keremden dolayı kafirlerden her göz sahibi kör olmuşlardır. {٧٧} فَاالصِّدْقُ فيِِ الْغََارِ وَالصِّدِّيقُ لَمْ يَرِمَا وَهُمْ يَقُولُونَ مَا بِِالْغَـَارِ مِــنْ اِرَمٍ Mahza sıdk فَاالصِّدْقُ *** Rasulullah Efendimiz ve Hz Ebubekir mağarada her ikiside kaderi ilahiyeye karşı öfkeli değildiler. Halbuki o kafirler mağaranın başında burada hiçbir ferd yoktur diye hükmediyorlardı
{٧٨} ظََنُّوا الْحَمَامَ وَظََنُّوا الْعَنْكَبُوتَ عَلَى خَيْرِ الْبَرِيَّةِ لَمْ تَنْسُجْ وَلَمْ تَحُــــمِ Kafirler zan ettiler ظََنُّوا *** Mahlukatın en hayırlısı üzerine örümceğin örmediğini ve güvercinin yavru yapmadığının(yuva yapmadığını) zan ettiler.
{٧٩} وِقَايَةُُ اللهِ أغْنَتْ عَنْ مُضَاعَفَـــةٍِ مِنَ الدُّرُوعِ وَعَنْ عَالٍ مِنَ الأُطـُمِ Hz.Allah'ın hıfzu himaye etmesi وِقَايَةُُ اللهِ Hz.Allah'ın hıfzu himaye etmesi onu kat be kat, üst üste olan şeyden, zırhlardan, kalalardan yüksek olan şeylerden, yüksek olan şeye sığınmaktan müstağni kılmıştır kal’aların alisinden yüksekliğinden müsteğni kılar.
{٨٠} مَا سَاَمَنِى الدَّهْرُ ضَيْماً وَاسْتَجَرْتُ بهِ إلاَّ وَنِلْتُ جِوَاراً مِنْهُ لَمْ يُضَــــمِ Bana zulm etmedi, beni sıkıntıya sokmadı مَا سَاَمَنِى *** Zaman yani zamanın içinde geçen hastalıklar bana zulm etmekle zulm etmedi, beni sıkıntıya sokmadı. Halbuki ben Rasulullah ne zaman himaye istedim, ltica eyledim.Ancak ben Rasulullah'dan noksanlaşmayan himayeye, hülasa kurtuluşa nail oldum kavuştum.
{٨١} وَلاَ الْتَمَسْتُ غِنَى الدَّارَِيْنِ مِنْ يَدِهِ إلاَّ اسْتَلَمْتُ النَّدَى مِنْ خَيْرِِ مُسْتَلَمٍِ Ben talep etmedim istemedim ki وَلاَ الْتَمَسْتُ *** Ben Rasulullah'ın elinden dünya ve ahiret zenginliğini, saadetini talep etmedim istemedim ki. Ancak ben atayı bahşişi yani dünya ahiret saadetini ,bahşiş verenlerin ihsan edenlerin en hayırlısının elinden aldım.
{٨٢} لاَ تُنكِرِ الْوَحْيَ مِنْ رُؤْيَاهُ إنَّ لَــهُ قَلْباً إذَا نَامَتِ الْعَيْنَانِ لَمْ يَنَـــمِ Sen inkar etme لاَ تُنكِرِ *** Rasulullah'ın rüyayı sadıgasında olan vahyi sen inkar etme.
{٨٣} فَذَاكَ حِينَ بُلُوغٍٍ مِنْ نُبُوَّتـِـــهِ فَلَيْسَ يُنْكَرُ فِيهِ حَالُ مُحْتَلِــــمٍِ İşte bu yani Peygamberimiz'in فَذَاكَ *** İşte bu yani Peygamberimiz'in rüyayı sadıgasının vahi olması, Fahri Kainat nübüvvete Peygamberliğe vasıl olduğu baliğ olduğu zamandadır. Böyle olunca o zamanda yani nübüvvetten sonra rüya gören Peygamberin hali inkar olunur değildir.Yani onun rüyayı sadıkası vahiden bircüzdür.
{٨٤} تَبَارَكَ اللهُ مَا وَحْيٌ بِِمُكْتَسـَــبٍ وَلاَ نَبَِيٌّ عَلىَ غَيْبٍ بِِمُتَّهَـــــمٍِ Allah'ü Teala ne yücedir ve تَبَارَكَ اللهُ *** Allah'ü Teala ne yücedir ve ne feyyazı kerimdir. Vahi müktesep değildir. İnsan çalışmakla okumakla kabiliyetli olmakla vahye ve nübüvvete nail olamaz ve hiç bir nebi ğayb üzerine yani ğaybdan verdiği haber üzerine yalancı hata etmiş değildir.
{٨٥} كَمْ أبْرَأَتْ وَصَباً بِِاللَّمْسِ رَاحَتُـهُ وَأطْلَقََتْ أَرِِباً مِنْ رِبْقََةِ اللَّمَـــمِ Nice kere iyi etmiştir كَمْ أبْرَأَتْ *** Nice kere O mubareğin eli avucunun içi dokunması sebebi ile hastayı, maddi manevi hastalıklara mübtela olan kişiyi iyi etmiştir. Nice kere Rasulullah'ın o avcunun içi ihtiyaç sahibini küçük günah bağından ipinden salı vermiştir, kurtarmıştır.
{٨٦} وَأَحْيَتِ السُّنَّةَََ الشَّهْبَاءَ دَعْوَتـُــهُ حَتَّى حَكَتْ غُرَّةً فِي اْلأَعْصُرِِ الدُّهُمِ Diriltmiştir وَأَحْيَتِ *** Beyaz seneyi (kuraklıktan dolayı her taraf bembeyaz olduğu seneyi) seyyidi kevneynin duası ile diriltmiştir. Nihayet o senai şehba kara asırlar içindeki bir siyahı, bir beyaz seneye benzemiştir. {٨٧} بِِعَارِضٍ جَادَ أوْ خِلْتَ الْبِِطاَحَ بِهَـا سَيْباً مِنَ الْيَمِّ أوْ سَيْلاً مِنَ الْعـرِمِ Ne sebebi ile diriltti? *** Cömertliğini akıtan bir bulut sebebiyle bütün mucizeler maddi ve manevi tarafıyla ihya eyledi. Taki sen büyük dereleri o derelerde denizden ırmak ve arim denen denizden zan edinceye kadar.
|