Ashabı Kiram arasındaki mütekabil hürmet, muhabbet ve kadirşinaslık:

Yayınlanma Nezih İtikadlar

*  Bütün Ashabı Kiram; bir lütfü kerem, bir faziletü hidayet menbaı olan Resulu Zişan hazretlerinden feyz almış, edep » hikmet dersi almış bulunuyorlardı. Bu sayede pek nezih, saf birer kalbe sahip bulunduklarından biribirine karşı son derece Hirmetle, hayranlıkla muttasıf bulunmuşlardı,    biribirinin fezailini, meziyyatmı, itiraftan geri kalmaz, bifirbirine karşı şef-e muhabbet ibrazından geri durmazlarda Nitekim bu hakikatı Kur'anı Kerimde natık bulunmaktadır. Binaenaleyh bu hakikati evvela kuranı mübibib lahuti lisanından dinleyelim مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَاناً سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ

Ne büyük şahadeti ilâhiye!

İşte bu ilâhî şahadet, bize bildirmiş oluyor ki: «Hazreti Muhammed, Allahımızın bir peygamberidir, onunla beraber olanlar, ya'ni: Bütün Ahşabı Kiram, münkirlere karşı pek şiddetlidirler, kendi aralarında ise pek merhametlidirler, sen onları vakit vakit rükû halinde, secde halinde ya'ni: İbadet ve taatta görürsün, onlar, Allah Taalâdan fazl ve kerem isterler,   Allahın rızasını kazanmak isterler. Yüzlerindeki iman alâmeti, hidayet ve gufran nişanesi secdelerinin birer eseridir.»

Görülüyor ya, Allah Taalâ Hazretleri onların hepsini böyle kudsî vasıflarla zikrediyor, hepsinin simasında ibadet ve ta'at nurlarının mütecelli olduğunu haber veriyor. Artık böyle bir tezkiyei ilâhiyye dururken Ashabı Kiram aleyhinde hangi müslüman, bir şey söyleyebilir?.
Ashabı Zevilihtiramın yüksek hayranlığını ve ehli imanın güzel şiarını gösteren şu âyeti kerîmeyi de güzelce bir teemmül etmeliyiz:
للفقراء المهاجرين الذين أخرجوا من ديارهم وأموالهم يبتغون فضلا من الله ورضوانا وينصرون الله ورسوله أولئك هم الصادقون والذين تبوؤا الدار والإيمان من قبلهم يحبون من هاجر إليهم ولا يجدون في صدورهم حاجة مما أوتوا ويؤثرون على أنفسهم ولو كان بهم خصاصة ومن يوق شح نفسه فأولئك هم المفلحون ولذين جآ وامن بعدهم والذين جاءوا من بعدهم يقولون ربنا اغفرلنا ولإخواننا الذين سبقونا بالإيمان ولا تجعل في قلوبنا غلاً للذين آمنوا
 ربنا انك رءف رحيم 
 

görülüyor ki, bu âyeti kerîmede müminler üç sınıfa ayrılmışlardır. Birinci sınıf, o fakir muhacirlerdir ki; yurtlarında mallarından çıkarılmış, uzak bırakılmışlardır onlar, Allah taalânm fazlmı, rızasını aramakta bulunmuş, Allah Taalânın Resulüne nusret, ya'ni: dini islâma hizmet edip durmuşlardır. İşte en sadık olan, o zatlardır.

İkinci sınıf, tslâm yurdunu, muhacirlerin iltica edecekleri Medineyi Münevvereyi islâm için ilk önce hazırlamış, muhacirlere muhabbet beslemiş ve muhacirlere verilen bir kısım ganimet mallarından ve saireden dolayı sinelerinde bir ihtiyaç duymamış ve kendilerinin ihtiyaçları olsa bile muhacirleri kendi nefslerine tercih etmiş olan âlicenap Ensari Kirmadır.

Üçüncü sınıf da bunlardan sonra vücude gelmiş olan sair ehli imandır. Bunlar, şöyle dua ederler: «Yarabbena!. Bizlere ve bizlerden evvel iman etmiş olan kardeşlerimize mağfiret buyur, sana iman etmiş olanlara karşı kalblerimizde bir kin, bir gayiz, bir karışıklık bulundurma. Ey bizim Rabbimiz!.. Şüphe yok ki sen raufsun, rahimsin.»

İşte görülüyor ki: Allah Taalâ hazretleri, bu üç sınıf müslümanları bu âyeti kerimesinde sena makamında zikrediyor, ve yine görülüyor ki: Bu üç sınıftan her biri; islâm dinine hadım, birbiri hakkında hayrhah bulunmaktadır. Bunların kalbleri saf, din kardaşlığı sevgisile dolu, kinden, hasedden, hiyanet ve adavet duygularından beridir. Bahusus bunların üçüncü sınıfı, o eslâfı kiramı müteakip dünyaya gelmiş olan müslümanlar, Allah tealânm rauf, rahim isimlerine iltica ederek bütün müminler hakkında mağfireti ilâhiyenin tecellisini niyaz etmektedirler.

İşte hakikî müminlerin şiarı, alâmeti budur. Artık hiç caiz olur mu ki, şimdiki müslümanlar, kendilerinden asırlarca evvel edip geçmiş, nesilleri kesilmiş olan din kardeşlerini hayr ile yad etmesinler, onların haklarında suizanna ve meçhul, mevzu veya müevvel, muhassas delillere, hikâyelere tâbi olarak yanlış hükümler versinler, çoktanberi rahmanın rahmetine kavuşmuş olan  o muhterem dindaşlarımıza karşı kalblerinde kin tutsunlar dilleri de bu kine tercüman olsun!.
Artık Kur'anı hikmet beyanın bu babtaki irşadatından istifadeye çalışmak, bizler için lâzım değil midir?

* “Essiracülmünir”   tefsiri   şerifinde   yazıldığı üzere bu ayati  celile, sahabei kirama hürmet ve muhabbetin vücubu hakkında bir delildir. Çünkü sahabeden sonra gelenlere fey'den =ganımetten  hisse verilmesi, onların sahabei kirama muhabbet ve muvalat  üzere devam etmelerine ve onların haklarında istiğfarda bulunarak adavetten beri bulunmalarına bağlı bulunmuştur. Binaenaleyh her kim, sahabei kirama veya onlardan birine buğz ederse veya onların haklarında şer itikadında bulunursa onun nasibei mü'minîn olan ganimetten hissesi olamaz.

İmam Malik Hazretleri: «Her kim Resulüllahın ashabından birine bugz eder ve kim olursa olsun  Gaibinde kin beslerse onun muslumanlara ait olan fey'de hakki yoktur,  demiş ve
والذين جاءوا من بعدهم

*  Irak ahalisinden bir takım kimseler, Hazreti Hüseyinin. torunu Muhammed ibni  Alinin  ziyaretine  gitmiş, Ebubekir, Ömer ve Osman Hazeratı hakkında fena lâkırdılar söylemeğe cür'et göstermişler. Muhammet Hazretleri,  onlara demiş ki: «Siz ilk muhacirlerden misiniz?» değiliz demişler,    «öyle ise islâmın ilk yurdunu ihzar, islâmı takviye eden ensardan mısınız?.» demiş. Değiliz demişler. Bunun üzerine Muhammet Haz¬retleri:

«Şu iki sınıftan olmadığınızı siz itiraf ettiniz, ben de şehadet ederim ki siz, haklarında Cenabı Hakkın: والذين جاءوا من بعدهم)          buyurmuş olduğu üçüncü sınıftan da değilsiniz, kalkınız yanımdan. Allah Taalâ size yapacağını yapmıştır.» diyerek kendilerini sükûta mecbur etmiş [Essiracülmünir. c: 4. s: 250.]
Velhasıl: Bütün Ashabı kiram hakkında zebandirazlıktan çekinerek hepsine hürmet ve muhabbette bulunmak müslümanlarca mühim bir vecibedir.

*  Ashabı kiramın karşılıklı saygı ve sevgilerine ve biribi-rinin kadr ve kıymetini ne kadar takdir ettiğine dair birkaç nümûne arzedeyim:
Resuli ekrem, Sallâllahü aleyhi vesellem Efendimizin irtihallerini müteakip Hazreti Ömer, hemen Hazreti Sıddik'a müracaat ederek onun hilâfet makamına herkesten ziyade lâyık ve müstahık olduğunu söylemiş, kendisine bey'at etmişti.
Faruk-ı azam demiştir ki: «Ebubekir bizim seyyidimizdir = ulumuzdur. Eğer Ebubekrin imanı yer yüzündeki insanların imanlariyle tartılacak olsa onlardan ağır gelir [Sahibi Buharî. Beyhaki.].
İmam Ali Hazretlerinden mervîdir ki, Hazreti Sıddik'm vefatında huzuruna girip: «Allah Taalâya sahifei âmâliyle mülâki olmuş  ümmeti merhumeden  bir kimse yoktur ki, bana şu ölüm örtüsüne bürünmüs zattan daha sevgili olsun» demiştir [ibni Asalar.].

* Sıddikı Ekber Hazretleri de Ömer İbnilhattap Hazretleri hakkında demiştir ki:
«Bana bugün  yeryüzünde Ömer"Şen daha sevgili bir kimse yoktur» [ibni  Asakir.].
Ebül'hasanil eş'arî demiştir ki: «Hazreti Ebubekr ile Hazreti Ömerin sair ümmet üzerine efdaliyeti kat'îdir. İmam Aliden tevatüren sabittir ki, hilâfeti zamanında, memleketinin kürsüsünde, taraftarlarından büyük bir cemaat arasında: «Şüphe yokki, Ebubekr ile Ömer bu ümmetin efdalidir» demiştir. Nitekim bunu Zehebî de böyle zikretmiştir.

İmamı Buharinin rivayetine göre .de İmam Ali: «Resuli Ikrem Sallâllahü aleyhi vesellemden sonra nâsın efdali Ebu bekir, sonra Ömer, sonra da başka bir erdir.» demiş, oğlu Muhammet ibni Hanefiyye: «sonra da sensin» demekle «ben müsmanlardan ancak bir kişiyim, başka değilim.» diye buyurmuştur [Mektubati İmamı Rabbani.].
Hazreti Alinin şu pek samimî kadirşinaslığına, ve yüksek tevaazuuna hayran olmamak kabil midir?.
İbni Mes'ut Hazretleri de demiştir ki: «Eğer Ömerin ilmi terazizinin bir gözüne, yeryüzündeki kavimlerin ilimleri de diğer kefesine konulacak olsaydı, elbette Ömerin ilmi hepsinin ilmine racih bulunurdu [Taberani.].

* Ashabı kiramın  Osmanı  Zinnureyn  hazretlerine  karşı göstermiş oldukları hürmet, muhabbet de pek ziyade idi. Aişei  validemiz demiştir ki: «Resuli ekrem Hazretleri muhterem kerimeleri Ümmi Gülsümü Hazreti Osmanâ tezvic buyur¬dukları zaman Ümmi Gülsüme buyurdular ki: «senin kocan ceddin İbrahime ve baban Muhammede ( s.a.v.) her¬kesten ziyade benzer bulunmaktadır.»

İmam Ali Hazretleri de Cemel vak'ası esnasında şöyle demişti: «Yarabbi Ben sana karşı Osmanın kanından beriyim, Osman kati edildiği gün aklım çıkayazdı, nefsim bunu çirkin gördü, bey'at için bana geldiler, dedim ki: Vallahi ben Osmanı kati eden bir kavm ile mubayaada bulunmadan utanırım ve ben Allahlan haya ederim ki Osman henüz defn edilmeden mubayaada bulunayım. Çıkıp gittiler, sonra nas geri gelüp benden mubayaa talebinde bulununca dedim ki: «İlâhi ben Osmana karşı ikdam edilen hareketten dolayı havfnâk bulunmaktayım.» sonra bana bir azim geldi, mubayaada bulundum, bunun üzerine bana: Emirülmümînin, diye hitap ettiler. Sanki kalbim sarsıldı, «Allahım! dedim, sen razı oluncaya kadar Osman için benden al = benim amalimden ona sevap ihsan buyur»   [Savaiki Muhrika: 67.].

* Aliyyülmürteza hazretlerine karşı da Ashabı güzînin hürmetleri, muhabbetleri, takdirkârlıkları pek ziyade idi. Ezcümle ümmül müminin Hazreti Aaişe demiştir ki: «kalanlar içinde sünneti nebeviyyeye en âlim olan Alidir»  [İbni asakir. Savaik: 76.].
Hazreti Ömer de demiştir ki: «Ebu Hüseynin, ya'ni: İmam Alinin bulunamayacağı bir müşkil iş karşısında kalmaktan Allaha sığınırım.»
Hazreti Ömer, en müşkil, mu'dü mes'eleler hakkında Hazreti Ali ile müşavere eder, onun fikrinden, ilminden istifade ederdi.
Yine Farukı âzam demiştir ki: Hazreti Aliye, üç haslet verilmiştir ki, onlardaît bir hasletin bende bulunması, benim için humuri na'amdan = en kıymetli şeylerden daha sevgilidir. «Bu hasletler nelerdir?», diye sorulmakla şöyle buyurmuştur: Bunlar Resuli ekremin muhterem kerimesiyle evlenmiş bulunması, mescidi nebevide sakin olabilmesi, Hayber gününde islâm sancağının kendisine verilmesidir [Ebu  Ya'la.  Savaik.  s:  76.].

Hazreti Muaviye de Darrar ibni Hamzaya: «Bana İmam Aliyi tavsif et.» demiş, Darrarın: «Bu hususta beni afvet» demesine karşı yemin verdirerek herhalde tavsif etmesini istemişti. Bunun üzerine Darrar: «Vallahi o, derin bir menba idi, şedidül-kuva idi, mes'eleleri hal edecek surette söz söyler, adaletle hükm eylerdi, her canibinden ilim fışkırır, lisanı hikmete tercüman olurdu, dünyadan ve dünyanın alayişinden tevehhüş eder, gecelerin yalnızlığıyle ünsiyette bulunurdu.» diyerek Hazreti Alinin bir çok evsafı cemilesini zikr edince Hazreti Muaviye ağlamış, «Allah Ebulhasene rahmet etsin o, vallahi öyle idi.» diyerek ona karşı muhabbetini, takdirkârlığını göstermişti [Savaikı Muhrika s: 78].

Nitekim Hazreti Ömer, Hazreti Ali, Hazreti Abdullah gibi bir çok sahabei kiram da Hazreti Muaviyeye karşı muhib ve takdirkâr bulunmuşlardı. Bunları kısmen ileride göreceğiz.
Velhasıl: Bütün Ashabı kiram, birbirine karşı böyle nezih hislerle mütehassis bulunmuşlardı. Allah taalâ cümlesinden razı olsun. Âmîn...