Zihâr

Yayınlanma Nimet-i İslam

Hisâr vezninde olan (zihâr) muzahere gibi, mufaale babından masdar olarak: Zevc zevcesini, valide, kayın valide, bacı ve süt bacı gibi, kendisinin ebediyyen mahremi (1) bulunan, bir kadının - bakmak câiz olmayan - mevziine benzetmek mânâsında, ıstılahtır (2). Bu, cahiliyye talâkından olup, meşhur olan tâbiri «Sen bana annemin zahrı (arkası) gibisin.» olduğu için, «Zıhar» diye mârûf olmuştur (3). Meselâ: Bir müslim kendi zevcesini, mahremi bulunan kadınlardan birinin bakması haram olan bir yerine, benzeterek «Sen bana anamın arkası yahut karnı gibisin» demek, zıhardır.

Bu teşbihi eden kocaya, (müzahir) ve o zevceye (müzaher minha) tâbir olunur.

Zıharın: Hükmü, şartı, rüknü vardır.

Zıharın hükmü: Kefaret ile zail olacak hürmettir. (Teşbih erkânından sonraki ifadeye bakınız).

Bu bapta asıl, sûrei mücadeledeki «İçinizde karılarını analarının yerine koyanlar » (Mücadele: 2) âyeti celîlesidir.

Zıharın şartı, rüknünde münderiçtir. Rüknü, âtîdeki ifadelerden anlaşılacaktır.

Mezkûr, teşbihin müşebbih ve müşebbeh ve müşebbehün bih ve teşbih edatından ibaret, dört rüknü vardır.

Müşebbih: Zevcdir. Zevcenin zıharı, hükümsüzdür (4).

Müzahir zevcin, âkil ve bâliğ ve müslim olması, şarttır. Sabinin ve mecnunun ve mâtûhun ve medhuşun ve baygının ve uyuyanın talâkı muteber olmadığı gibi, zıharı dahi muteber değildir. Zimmî boşamaya ehil olabilirse de zihara olamaz. Çünkü, kefaret ehli değildir (5).

Sarhoşun, mükrehin, muhtiin ve malûm işaretiyle dilsizin, zıharı muteberdir.

Müşebbeh: Zevcedir. Yahut rees ve rakabe gibi, onun küllüne itlâk olunur uzvu (6) veyahut, nısıf ve rubu gibi, cüzü şâyidir.

Zevce: Menkuha veya mutedde bulunmak şartiyle, kitabiye, yahut sagire veya mecnûne ve gayri medhule, olabilir (7).

Milki yemin ile - mevtue - cariye (8) hakkında, zıhar olmadığı gibi, mahalli talâk olmayan, ecnebiye hakkında dahi, zıhar olmaz.

Müşebbehün bih: Gerek nesep ve gerek rıdâ' veya musaheret sebebiyle zevcin mahremi olan kadının, karnı ve sırtı ve uyluğu gibi, bakılması câiz olmayan yeridir.

Saç ve baş ve yüz el ve ayak, zıhar mevzileri, değildir. Binaenaleyh, zevcenin yüzünü validesinin yahut kızının yüzüne yahut yüzündeki beni, validesinin veya hemşiresinin benine yahut elini eline teşbih ile, zıhar edilmiş - dolayısiyle kefaret lâzım gelmiş - olmaz (9).

Teşbih edatı: Teşbihe delâlet eden, sözdür. O da, ya sarih veya kinaye olur.

(Sen bana, - benden, benimle beraber - bence anamın yahut ananın arkası gibisin), (Ben sana müzahirim), (Sana zıhar ettim) tâbirleri sarihtir.

(Sen bana anam gibisin), (Sen bana anam gibi haramsın) tâbirleri kinayedir.

Tabiratı kinaiye, talâkta olduğu gibi, niyyete muhtaçtır. Sarih tâbiratın, niyyete ihtiyacı yoktur.

(Sen bana anam gibisin) demekle, zevc zevcesine, ikram veya zıhar yahut talâk niyyet ederse, niyyeti sahih ve gönlündeki vâki olur. Eğer bir şeyi niyyet etmez veyahut teşbih edatını kaldırarak, (sen ananısın, yahut sen benim anamsın) derse, kelâmı lâğv ve hükümsüz olup, sözün, âdiyen mânâsı, olan, hürmet ve ikram teayyün eder: Sen bana ana gibi muhteremsin, demiş olur (10).

(Sen bana anam gibi haramsın) demekle, zıhara yahut talâka dâir, niyet ettiği mânâ, sarihtir. Bunda, tahrim lâfzının ziyade edilmesi, hürmet mânâsını almağa mânidir. Zevc, onunla bir şey kasdetmemiş olduğu takdirde, en aşağı olan mânâ, zıhardan başka bir şey olamaz.

(Sen bana anamın arkası gibisin) tâbiri, bu bapta sarih olduğu için, onunla, zıhardan başka bir şey sabit olmaz. Zıhar niyyeti olmasa dahi, sabit olan, odur.

Teşbihsiz zıhar olmadığı gibi, zıhar olan teşbih dahi, helâli harama, teşbih etmektir. Onun aksi, zıhar değildir. Binaenaleyh, zevc kendi mehareminden birinin, kapalı bir yerini görüp, zevcesine (onun örtülü mevzii, senin mestur mevziine benzer) demekle, zıhar etmiş olmaz.

Mezkûr teşbih ki, murad bu bapta zikrolunan veçhile, muteber olan teşbihtir. Cahiliyet örfünde, ebedî ayrılığı intaç etmiş olan, bir talâk iken, şer'î mühir, onu kefaret ile zail ve muvakkat hürmeti, meydana getiren bir hüküm kılmıştır (11).

Binaenaleyh, zevcesine zıhar eden kimse, kefaret ile mükellef olup, kefaret etmedikçe, o zevceye mukarenet etmek, yahut okşamak ve öpmek gibi, mukareneti davet eden, mukaddematta bulunmak, câiz olamaz. Eğer, kefaretten evvel, bu gibi hallerde bulunursa, tevbe ve istiğfar eylemek ve bir daha, böyle etmemek üzere, sebat eylemek lâzım gelir. Bundan dolayı, başkaca kefaret lâzım olmaz.

Zevce, zıharda bulunan kocasından, zevciyyet muamelesi için, kefaret talebinde, haklı olduğu gibi (12), kefaretten evvel, kendisine yaklaşmaktan onu menetmekte, haklıdır.

Murafaa (duruşma) esnasında, hâkim zevcenin zararını izale için, zevci ya kefaret etmek veyahut boşamak üzere tazir eder. Eğer zevc, «Kefaret ettim» derse, yalancılık ile mârûf olmadıkça, hâkim onu tasdik eyler.

Zıharda nikâh bâkidir. Zıhar ile hâsıl olan hürmet, kefaretten başka bir tarik ile zâil değildir. Hattâ, müzaher zevceyi, kocası kefaretten evvel, tatlik ve ibane etmek, zıhara sakıt (vâki olan hürmeti zâil) kılmak iddetten veya diğer kocadan sonra, tezevvüç eylemek takdirinde bile, kefaret etmedikçe ona mukarenet, kendisine haram olur-

Zevc zıharını, bir vakit ile takyit etmiş bulunur ise, o vaktin geçmesiyle, zıhar sakıt olur: Zevcesine, meselâ «Bir seneye kadar sen bana anamın arkası gibisin» demiş olan kimse, bir sene içinde, kefaretten evvel ona mukarenet etmesi, kendisine haram olup, bir seneden sonra, vaktin geçmiş olması sebebiyle, kefaretin lüzumu dahi sakıt olduğundan, zevcesine - kefaretsiz - takarrüp edebilir.

Meşiyyetullaha tâlik, zıharı iptal eder.

Müteaddit zevcesi olan kimse, onların hepsine birden, zıhar etse, her biri için, başka başka kefaret lâzım olur.

Bir zevcesine, tekrar tekrar zıhar eden zevc dahi, müteaddit kefaretler ile mükellef olup, tekrardan tekit kasdettiğini, söylerse, meclis müteaddit olmadığına göre, sözü tasdik olunur.

Zıhar kefareti, iftar kefareti gibidir ki, kefaret niyyeti ile tahriri rakabe etmek ve ondan âciz ise, iki ay arka arkaya oruç tutmak ve ona da kadir değilse, altmış fakiri - akşamlı sabahlı - doyurmak veyahut onlardan, her birine ya aynen veya kıymeten, birer sadakai fıtır miktarını vermektir. (Kitabı savmın, kefaret faslına bakınız.)

Zıhar eden koca, memlûk olduğuna göre, ona oruçtan başka bir yol ile, kefaret etmek mümkün olamaz.

Tahrir ve oruç hakkındaki nass «temas etmeden önce» (Mücadele: 3) kaydiyle mukayyet ve doyurma hakkındaki nass, o kayitten mutlak bulunduğundan, mutlak, itlâki ve mukayyet, takyidi üzere câri olmak aslınca, siyam esnasında vâki olan mukarenet veya onun mukaddematı, kefaretin yeni baştan iadesini mucip olur (13). İt'âm esnasında vâki olan, mukarenet ve devaisi ise mucip olmaz.

 ------------------

(1) Teyit üzere, mahremiyyet validelik, kayın validelik, hemşirelik gibi, yakınmünasebetler ile olur. Baldız hanımın ve üç talâk ile mutallâkanın mahremiyyeti,muvakkat olmak hasebiyle, onların, bakması câiz olmayan mevzilerine ve kezamürtedde ve mecusiyye kadına teşbih ile zıhar hâsıl olmaz.

(2) Teşbih kaydi «sen anamsın, bacımsın veya kızımsın» gibi emsalini ihraçetmiştir ki, bunlar bâtıldır ve hükümsüzdür.

(3) Kuhistânî der ki, tenasül mevziine yakın olduğu için karın, zikr olunmayıp, ondan onun arka yüzü olan sırtı ile tâbir olunmuştur. Bu tevcih, Misbâhı münirden naklen Bahri Râikta, ve ondan alarak, Dürrü muhtar, havâşîsinde, mezkûrolan vecihten, bir vecihtir. O da budur: Zahrın zikredilerek tahsis olunması şundandırki, Dâbbenin zahrı, binenin yeri olup, kadın dahi —vikâ' vaktinde— binilmiş olmakla,lâtif bir istiare olmuştur. Gûya ki, zevc ona, «sana binmek anama binmek gibi artık,bana haram oldu» demiştir.

(4) Ona hürmet ve hiç bir kefâret, tereddüp etmez. İbni şahne, yemin kefaretinin, icabını tercih etmiştir. Helâlin tahrimi, yemin olmakla, zevcine «sen bana haram ol »diyen kadın, nefsini temkin ve teslim etmekle, yemin kefareti eder.

(5) Zimmî kaydi, ittifakîdir. Tahtâvî der ki, zimmînin zıharı, Şâfiî indindesahihtir.

(6) Arabî lügate ve lisanımızdaki (başın sağ olsun) tâbirinde zikri-cüzü veiradei küll tarikine nazaran, böyle ise de, bir kimse zevcesine (senin başın, anamın başına benzer) demekle, zıhar etmiş olmayacağı, Fevziye fetvalarında musarrahtır.

(7) Zıharın milk sebebine izafeti dahi, sahihtir.

(8) Velev ki, müdebbire veya ümmü veled, olsun.

(9) Zeyd, zevcesi Hinde, senin memen anam Zeynebin memesine benzer dese,yalnız böyle demekle, Zeyde kefaret vermek lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz.

Zeyd, zevcesi Hinde, başın ananın başına benzer dese, Zeyd böyle demekle muzahir olur mu? Cevabı: Olmaz.

(10) Zevceye, sen benim anamsın, demek yahut onu, kızım, bacım gibi tâbirler ile, çağırmak zıhar değil ise de, tahrimen mekruhtur.

Zeyd, zevcesi Hinde, yüzün kızım Zeynebin yüzüne benzer dese, Zeyd böyle demekle müzâhir olmuş olur mu? Cevabı: Olmaz.

Zeyd, zevcesi Hinde, senin elin anam Zeynebin eline benzer dese, mücerred böyle demekle, Hind Zeyde haram olup, Zeyde kefareti zıhar lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz.

Zeyd kızı sagîre Hindin örtülü mevziini görüp, zevcesi Zeynebe: «benzer»dese, mücerret böyle demekle, Zeyde kefareti zıhar lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz.

(11) «Allah, zevcelerinizi, anneleriniz gibi kendinize haram saymanız için yaratmamıştır.» (Ehzap: 4) âyetinden anlaşıldığına göre, cahiliyyet zamanında, erkekevlâtlıklar, öz evlâtlar gibi sayılarak, onların metrûk zevceleri ,babalıklarına haramolduğu gibi, zıhar edilen zevceler dahi, kocalarına —artık— ana gibi, haram olur idi.İslam şeriatı bu âyetle her iki cahiliye hükmünü dahi, iptâl ederek (evlatlıkların özevlat, zevcelerin de ana olmadıklarını ilân etti).

(12) Kühistânî der ki, zevce için zevcinin kefaret etmesini istemek vardır. Hâkim dahi, zevci kefaret üzerine haps ve sonra darp ile, icbar eder.

(13) Oruç ile kefaret etmekte olan müzahir zevc, o esnada geceleri dahi, zevcesine takarrüp edemez. Edecek olursa ve hattâ onun devâî ve mukaddematında bulunursa, kasden olmasa dahi, kefaret orucunu yeni baştan tutmak lâzım gelir.