Nikâhta vekâlet ve fuzuli müdahilin akdi

Yayınlanma Nimet-i İslam

İzdivaç edecek hür bâliğ ile, hürrei baliga nikâhlarının akdini, şâhitler huzurunda — kendilerinin hazır bulunmalariyle — icrâ edebilecekleri gibi, — vekâletle — dahi icra edebilirler ki, birinin bizzat kendi ve diğerinin vekili yahut her ikisinin de vekili, akdi yapmış olur.

Memlûkün ve bâliğ olmayanın akidleri, icazete mütevakkıf olmakla, onların bu bapta tevkili, yâni kendi taraflarından vekil tâyin etmeleri dahi, sahih ve semeredar olmaz. Vekilin ancak, âkil ve mümeyyiz olması şart olduğundan, memlûk ve matuh ve mümeyyiz sabi, vekil olabilir.

Tevkîl — ki bir kimse kendi işini (konumuza nazaran, nikâh akdi hususunu) başkasına tefviz edip, onu bu işde, kendi yerine ikame eylemektir — şahide muhtaç değildir.

İnkâr korkusuna mebni, işhad olunmaktır.

Tevkilde işhad olmadığındandır ki, zevce zevcine hitaben, «sen beni, her ne zaman tatlik edersen, yine kendi nefsine beni tezvice, seni vekil ettim» deyip, zevc dahi, kabul etmekle, vekâlet münakit olarak zevc onu, bir talâkı bâyin ile tatlik ettikten sonra, şahitler huzurunda: «Ben boşamış olduğum zevcem falanı kendime nikâh ettim.» demekle nikâh salih ve ona izdivaç muamelesi etmek kendisine câiz ve helâl olmuş olur.

Vekilde şart olan akıl ve temyizdir. Bülûğ, hürriyyet, erkeklik şart değildir. Vekil velev ki, bâliğ olmamış köle veya kadın olsun onun, şahitler huzurunda olan ibaresiyle nikâh münakit olduğu gibi, fazla sözlerle de münakit olur.

Kişinin kendi fiiline şehadeti, makbul olmadığından, vekil hem âkit ve hem şahit olamaz ise de, müvekkilin huzurunda, mükellef müvekkil dahi hazır olursa, bir şahit daha bulunmak, kâfi olur (1).

Fuzuli: Ne asîl ve ne vekil ne de velî, olmayandır.İzni şer'î olmaksızın, mütesarrıf — işe müdahil — olduğu için, onun akdi, icazete mütevakkıf bulunur. İcazet vereni, ya asîl veya velî olur. (Velî, bu bapta Mevlâya da şâmildir. Vilâyet ve nikâhı rakîk baplarına bakınız.)

İcazetten evvel, zevciyyet ve helâliyyet hâsıl olamadığı gibi, vefat vukuunda, terekeden mehir veya miras istemeye de, hakkı olmaz.

İcazetten sonra, âkit lâzım olarak, feshi muhtemel olamaz. Buna binaen bir hurrei baliğa, nefsini, şahitler huzurunda filân zâtın gıyabında, ona tezviç — icap — edip, fuzuli bir kimse dahi, o zat için kabul eylemekle, o zat vâkıf olarak, vâki akdi icaze eylese, nikâh münakit ve lâzım olmakla, zevce pişman olarak cayamadığı gibi, zevc dahi, icazetine nâdim olup, mezkûr akdi feshedemez (ettiremez).

Kezalik, bâliğ olmayan hürreyi, fuzulî bir kimse, velîsine danışmayarak, mehri misliyle, küf'ü ve münasibi bir zata, şahitler huzurunda tezviç edip, velîsi dahi vâkıf olarak, mucîz olursa, nikâh münakit ve nâfiz olur (2).

Küçük hürrün dahi hükmü, böyledir.

Mevlânın icazetine nazaran, hür olmayanın nikâh edilmesi dahi, velînin icazetine nazaran, sagir ve sagîrenin nikâh edilmesi gibidir. (Rakîk nikâh babına takınız).

Hür bir kimse, baliğa kızını kendisine danışmayarak, şahitler huzurunda, münasip talibine tezviç edip, mehir tesmiye eylemese, ondan sonra — mehir tesmiye etmeksizin — filân zâta tezviç eylediğini, kızına söyleyip, o dahi reddetmeyerek, sükût eylese, mezkûr akit nâfiz ve o kız, o zatın nikâhlısı olur (3). Ve mehri misil lâzım gelir.

Fuzuli nikâhın nâfiz olması, mucizin icazetiyle olabileceğinden, bir kimse, birinin memlûke cariyesini, ona danışmayarak, şu kadar kuruş mehir tesmiyesiyle, şahitler huzurunda tezevvüç edip, cariyenin sahibi vakıf oldukta, kabul etmese, nikâh münakit olmaz (4).

Kezalik, bir kimse fuzuli olarak, dilsiz bir zatın küçük kızını, şahitler huzurunda mehri misliyle birine tezviç edip, kızın dilsiz bulunan babası, akdi anladıkta kabul etmeyip, işareti malûmesiyle reddeylese, nikâh münakit olmaz.

İcazeti tâlik, icazet olmadığından, bir kimse hemşiresi baliğa hürreyi, ona danışmayarak, şahitler huzurunda, münasip tâlibine tezviç edip, ondan sonra hemşiresine söyledikte, hemşiresi: «Eğer validem razı olursa, ben de icazet verdim» demiş olmakla, icazet vermiş olmaz.

Binaenaleyh, ondan sonraki reddi ile, mezkûr akit, merdut ve münfesih olur.

Fuzuli, bir taraftan olduğu gibi, iki taraftan da olabilir, ve o halde, akit her iki tarafın, icazetine mütevakkıf bulunur.

Bir kimse, iki tarafın da velîsi veya vekîli olarak yahut bir taraftan asil ve diğer taraftan velî, yahut bir taraftan velî ve bir taraftan vekil, yahut hem vekîl ve hem asîl bulunarak, nikâhın iki tarafını da, deruhte edebilir:

Meselâ, peder kendi küçük oğlu için, kendi velâyeti altında bulunan, sagîre biraderzadesini, şahitler huzurunda, akd ve tezviç eder olduğu gibi, efendi yahut hanım dahi, memlûke cariyesini, kendi memlûkü kölesine, şahitler huzurunda, tezviç eyler ki, bu iki surette iki tarafın veliyyi akit mübaşiri, olmuş olur.

Erkeğin tezvice tevkil ettiği kimseyi, kadın dahi tezvice tevkil etmiş bulunmak suretinde, bir şahıs iki tarafın da vekili olmuş olur.

Velâyet kendisine âit olan amcazade, amcasının bâliğa olmayan küçük kızını, nefsine tezviç etmek sûretinde, kendi tarafından asîl ve kız tarafından velî, bulunmuş olur.

Amcazade, velâyeti altında bulunan küçük kızı, müvekkiline tezviç etmek takdirinde, bir taraftan velî ve bir taraftan vekîl olmuş olur.

Bir kimse, nefsine tezviç için, vekili olduğu kadını, kendisine akdetmek sûretinde, kendi tarafından asîl ve zevce tarafından vekîl bulunmuş olur.

Müvekkilin, üzerine aldığı işi, bizzat yapabilmeğe muktedir olması, tevkilin sıhhatinde şart olduğu ve binanealeyh, mümeyyiz olmayan sabi ile mecnunun tevkili, sahih olmadığı gibi, mümeyyiz sabinin dahi, menfaat ile mazarrat arasında, mütereddit tasarrufattan olan, bu baptaki tevkili, velinin reyi inzimam etmedikçe, nâfiz olamaz.

Bir kimse vekil olduğu hususta, müvekkilinden mezun olmadıkça, başkasını tevkil edemez olduğundan, tezviç vekili olan kimse için, başkasını tevkil etmek yoktur. Meğer ki, müvekkil «reyince amel et» diye, ona zımnen olsun, mezuniyyet vermiş ola.

Mezun olmayarak, tevkil etmiş olmak takdirinde dahi, ikinci vekil tezviç işini, birinci vekil huzurunda icra ederse câiz olur.

Bir kadın nefsini tezvice birini tevkil ettikten sonra, — kendisi — tezevvüç eylese, vekil bunu bilsin, bilmesin vekâletten çıkmış olur. Ama, kadın onu tevkilden sonra, vekâletten çıkarsa, vekil kendisinin, azl ve ihraç olunduğunu bilmedikçe, vekâletten çıkmış olmaz: müvekkilesini tezviç ederse, nikâh câiz olur.

------------------

(1) Bâliğ hürre huzurunda, velî dahi böyledir. Meselâ, pederin akdi suretinde, mükellef hürre olan kızının huzuru, onu bizzat akde mübaşir addettirerek, pederinin şahit itibar olunması hasebiyle, diğer bir şahit daha bulunmak, kâfi olur.

(2) Küçük Hindi, yabancısı Zeyd yakın velisi ve anası Zeynebin izni olmaksızın, mehri misliyle küf'ü Amrûya tezviç edip, ondan sonra Zeynep öğrenmekle, akdimuciz olsa, işbu akit nafiz olur mu? Cevabı: Olur.

(3) Cereyan etmekte olan nikâhların ekseri, vekâlet suretiyle olup, müvekkileise, birçok kadınlar içinde bulunarak, belli olmamakla, fuzuli vekil habilinden oluyor ki, yapılan akit müvekkilenin, ona rızası ve fiilî icazeti ile, tamamlanıyordemektir.

(4) Bu suretle o kimse, mezkûr nikâha binaen, mezkûr câriyeye —vikâ'— dabulunsa, cariye sahibi, o kimseden cariyenin, mehri misil ve müsemmasından, ekallini almağa kaadir olur. «Nikâhı mevkuftaki» duhul, «nikâhı fasiddeki» duhul, gibidir. Had sâkıt, nesep sabit, mehri misil ve mehri müsemmadan, ekal lâzım olur.