İtikâf babı

Yayınlanma Nimet-i İslam

İtikâf, haps ve men' ve bir şeye ikbâl ve mülâzemet mânâlarınadır ve taât kasdiyle kendini mescide hapsetmektir.

Ekseriyetle oruçsuz olmadığı ve ramazanı şerifin sonlarında mesnun bulunduğu için, İtikâf fıkıh kitaplarının kitâb-us-savm bahsine geçmiştir. Hattâ, Vikâyede «İtikâf: sâimin onu niyyet ederek, cemaat mescidinde meks etmesidir» diye tarif olunmuştur.

İtikâfa girene, mûtekif yahut âkif denir.

İtikâf: Erkeğe göre, ezan -okunup ikamet alınır, yâni cemaatle beş vakit namaz kılınır olan cami içinde, ve kadına göre, evinin mescidinde — ki namazgâh ittihaz ettiği odasında veya köşesinde demektir — İtikâf niyyeti ile, meks ve ikamettir.

İtikâf meşrudur ve meşruiyyetine, kitap ve sünnet delildir. Kitabı kerimde:

$

buyurulmuştur. Bu kavli kerîm mefhumunca, İtikâfın kurbiyyet ve ibadete muhtas olan, mescidde ifâsı ve mübah olan — muvakaanın — mutekiften nehyi, İtikâf için, kurbet ve meşruiyyet delili olduğu gibi (1), Hazreti Aişe ve Ebû Hureyre radiyallahü teâlâ anhumanın rivayetleri üzere, Nebiyye Ekrem sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin, Medinei münevverelerine, duhullerinden (yâni savmın farziyyetinden) âhiri ömürlerine değin, ramazanın son on gününde itikâf etmiş oldukları dahi, İtikâfın meşruiyyetine, sünnetten delildir.

Bu muvazabet ve müdavemeti seniyye (2), eğer sahabeden onu terk edenleri, ademi inkâra makrun olmasa — derecesine göre — herkes hakkında vücup delili, olurdu.

İtikâf, imam Zührînin tâbiri veçhile, amellerin en şereflisidir. Çünkü, mutekif sâim olmakla beraber namaza müntazir olduğu için, hem de daima salâtta demektir. Netekim, hadîsi nebevi nâtıktır. Salât ise, kurb ve inkıta halleridir.

İtikâfın: aksamı, şartları, sebebi, rüknü, hükmü, sıfatı, âdâp ve mahâsini ve müfsidat ve mahzuratı, vardır.

İtikâf aksamı: vâcip, sünnet, müstahap olmasıdır (3).

İtikâf, nezr olursa vâcip ve ramazanın son on günlerinde sünnet ve bunlardan mâdâda müstahap olur.

Bunlardan birinci ve üçüncü kısımlar için, zaman muayyen olmayıp, bir kimse meselâ, istediğinin olmasına talikan ve yahut hiç bir şeye talik etmemekle kendi arzusu üzerine nezr ederek İtikâfı, ne vakit olsa istediği müddetçe nefsine vacip kılabileceği gibi, nezirsiz itikâfa niyyet ederek bir camide bir müddetçik nâfileten dahi, mutekif olabilir.

İkinci kısım, ancak ramazanı şerifin yirmisinden itibaren sonuna kadar olur. Binaenaleyh, onun vakti ve müddeti bellidir.

Birinci ve üçüncü kısımlar arasında dahi, bir fark vardır ki, birinci kısım olan İtikâf, vacip ve onda oruç şart olduğundan, bir günden eksik olamaz. Bu cihetle, onun da en az müddeti, belli demektir. Üçüncü kısım olan nafile İtikâfın — ramazanın yirmisinden sonra olmamak üzere — her ne vakit olur ve her ne müddet tutulur ise, olabileceğinden, onun ne vakti ve ne müddeti belli değildir. Hattâ, camiye giren kimse, gece dahi olsa, çıkıncaya kadar itikâfa niyyet ederse, orada kaldığı müddetçe, nafile olarak mûtekif olur ve camiden çıkmakla, İtikâfı sona erer (4).

İtikâfın şartları: Niyyet, mescidi cemaat, oruç, âdetten ve lohusalıktan taharettir.

Bunlardan niyyet (5) umumî şarttır ki, niyyetsiz hiç bir İtikâf olmaz.

Nefsine İtikâfı vâcip kılmak isteyen kimse, kalbî niyyetle iktifa etmeyip, onu lisanen dahi, söylemek gerektir.

Nezir nutuksuz olmaz. Çünkü, nezir niyyet gibi değil, lisanın müteallikatındandır. Niyyetin ise mahalli, kalbtir.

Cemaat mescidi, vâcip ve sünnet kısımları için, erkeğe şarttır (6). İtikâfın efdali, Mescidi haramda sonra Mescidi nebevide, ondan sonra da Mescidi aksâda olandır.

Sâir camilerdeki fazilet, cemaatin çokluğuna göre, değişir.

Oruç dahi, yalnız vâcip kısmında şarttır. Vacip İtikâf, vâcip olan savm ile olacağından, savmı tetavvû ile sabahladığı gün, İtikâf etmeği nezr etmekle, İtikâf etmiş olmaz,

Menzur itikâfta, oruç meşrut olduğuna mebni, bir gecenin (7), yahut — yeme ve içmede — bulunduğu bir günün itikâfını, nezr eyleyenin nezri, muteber olmaz. Ve bir ay — oruçsuz — İtikâfı nezr edene, hem İtikâf ve hem oruç, vâcip olur.

Ramazan itikâfını nezr edenin nezri, sahihtir. O kimse ramazanı sâim olup da İtikâf etmese, bir ay mütetabian İtikâf edip, sâim olmak lâzım gelir. İtikâf etmeyip, diğer ramazan hulûl ederek, mûtekif olsa, itikâftaki oruç nezri sebebiyle, oruç zimmetinde borç olarak kaldığına ve orucun itikâfsız tutulması câiz olamayacağına binaen, onun, o İtikâfı kâfi olmaz. Nitekim, bir ay İtikâfı nezir edip te, ramazanda mutekif olanın, İtikâfı dahi kâfi olmaz. Oruç nezr ettiği ayda, iftar edip de, sonra bir ay, orucunu — İtikâf la — kazâ etse, olur. Yalnız bir günün itikâfını nezr etmekte, gece dahil olmayabilir ise de, birden ziyade günün itikâfını nezr etmekte, geceler dahi, niyyeten tahsis ve istisna edilmediği takdirde, nezre dahil olmuş olacağından, camiye ilk gecede, — guruptan evvel — girip, son günde — guruptan sonra — çıkmak lâzım gelir. Geceleri — istisna ederek — yalnız gündüzleri İtikâf etmek üzere, nezr eylemek dahi, sahih ve yalnız gündüzleri mutekif olmak, lâzım olur (8). Yalnız gecelerin itikâfını nezr etmek, geceleri oruç tutulamadığı için, sahih değildir.

İtikâfın vücubünde, gece dahil olmadığına göre, İtikâfı ayırarak etmek câiz, ve geceler dahi dahil olduğuna göre, itikâfta tetâbû lâzımdır (9).

Binaenaleyh, bir ay yahut otuz gün itikâf etmeği nezr eyleyen kimseye — aralıksız — itikâf eylemek lâzım gelir (10).

Muayyen günün yahut muayyen ayın, itikâfını nezr eden kimse, o günden, o aydan mukaddem İtikâf etse, yahut mescidi haramda İtikâfı nezr eden başka bir camide, itikâf eylese, câiz olur (11).

Geçmiş bir ayın İtikâfını nezr etmek, muteber değildir (12).

Sıhhatli halinde, bir ay itikâfı nezr edip te, ifa edemeyerek, vefat eden kimse, her gün için, bir sadakai fıtır vasiyyet etmek lâzım gelir.

Hasta olduğu halde bir ay itikâfı nezredip, iyi olamayarak vefat eden kimseye, bir şey lâzım gelmez.

Oruç, nezr edilen itikâfta meşrut ve mesnun olan itikâfta ise, zaten mevcut olup, âdet ve lohusalık hali, savma mâni olmakla, kadınlara göre, onlardan temizlik dahi, itikâfın şartıdır.

Nafile itikâfta (13), oruç meşrut olmadığından, onlardan taharet, cevaz ve halâliyyet içindir.

Cünüplük savme münâfi olmadığından, ondan taharet, vâcip olan itikâfta bile şart değildir. (Mûtekif câmi içinde, ihtilâm olabilir.)

İtikâfta bülûğ şart olmadığından, mümeyyiz sabinin itikâfı sahihtir.

Hürriyet ve zukûret dahi itikâf için, sıhhat şartı değildir.

Kadının kocası var ise onun, ve hanımının veya efendisinin izniyle, köle ve cariyenin itikâfları sahihtir.

Zevcesinin itikâf etmesi için, zevc izin verdikten sonra, menetmek câiz değildir (14). Efendi, izinden sonra, memlûkunu menedebilir. Ancak o men'inden dolayı günahkâr olur (15).

Kadın ve memlûkün itikâf nezr etmeleri sahih ise de, nezri ifâ etmeleri, izne mevkuf olduğundan, izin almayarak, itikâfı nezr eden kadını, zevci ondan menedebilir. Memlûkün dahi, nezrine sahibi mâni olabilir.

Ya rizalariyle ve yahut zevce, bâinen mutallâka köle, veya cariye, âzât olduktan sonra, nezri ifâ ederler.

Bir ay itikâfa izin veren zevcin, zevcesi aralıksız itikâf etmek istedikde, zevci ona müteferrik itikâfı emredebilir (16).

Belli bir ayın itikâfına izin vermiş olmak suretinde, zevcenin, aralıksız itikâf etmesine, zevç mâni olamaz.

İtikâfın sebebi: Manzure göre, nezirdir. Menzurun gayriye göre, sevabın talebine sebep olan sevinçtir.

İtikâfın rüknü: Mescidi mahsusta meks etmektir (17). Nafileye göre. hangi camide olursa olsun, velev az müddet içinde ve hattâ maşiyen husule gelmiş bulunsun.

İtikâfın hükmü: Sevaba nâil olmak isteğidir. Sevap derece derecedir. Nezr edilende, vâcibin sukutu dahi, itikâfın hükmündedir.

İtikâfın sıfatı: Sünneti müekkede ve kifâye olmasıdır (18).

İtikâfın âdâbı: Ancak hayır söylemek (19) ve mesnun olan itikâfı fevt etmemek ve camilerin efdalini veya cemaati çok olanını seçmek (20) ve zikre ve Kur'ânı Kerim tilâvetine ve hâdis ve siyer kıraetine ve salihlerin menkıbelerini mütalâaya ve dinî kitaplara müdavim olmaktır.

İtikâfın mehasini hesapsızdır. Mutekif kalbini, dünya umurundan ayırarak, kendini mevlâya teslim ile hak dergâhına sığınmış ve düşmanın mekrinden, hâfızı hakikînin himayesine iltica etmiş ve hal dili ile: «Rabbim beni mağfiret etmedikçe, ben bu kapıdan ayrılmam» demiş olur (21).

İtikâfın müfsidatı: Mescidi mahsustan, hacetsiz çıkmak, cinsî münasebette bulunmak ve o cinsten kötülükler, cinnet ve bayılmaktır.

Mûtekifin, yemesi, içmesi, uyuması, ihtiyaç olan şeyi satın alması, mescitte olur.

Eğer, bunlar için çıkarsa itikâfı kalmayıp, bozulur.

Mûtekif, bulunduğu mescitten, şer'î veya tabiî, yahut zarûrî hacetin gayri surette, çıkamaz.

(Şer'î hâcete mebni çıkış), mûtekif bulunduğu mescitte cuma namazı kılınır olmamakla, onu sünnetleriyle beraber, kılabilmek için, başka bir camiye veyahut ezan okumak için, mescit dışında bulunan minareye, çıkmaktır.

(Tabii hâcete mebni çıkış), büyük ve küçük abdest bozmak ve hades ve necisten temizlenmek için, çıkmaktır (22).

(Zarurî hâcete mebni çıkmak), içinde bulunduğu mescitten, kerhen çıkarılmak ve yahut nefsi ve eşyası hakkında tehlike duymak sebebiyle başka bir camiye, intikal için çıkmaktır.

Zikrolunan hâcetlerin gayride (23), mûtekif mescitten çıkmakla, itikâf fâsit olur.

Nezr ettiği sırada, hastayı iyadet ve cenaze namazı ve ilim meclisinde bulunmak için, mescitten çıkmayı, şart kılmış ise, onlar câiz olur.

Tabiî hâcet için çıkıp da, hasta iyadetine ve cenaze namazına giderse, bunlar kendinin maksudu olmayarak gelmiş olması takdirinde câiz olur.

Mezkûr hâcet için çıkıp da, ondan fâriğ olduktan sonra, sebepsiz durup beklerse —indel-imam— itikâf bozulur.

İtikâf esnasında — cinsî münasebet — her nasıl olsa, itikâfı müfsittir: gerek amden, gerek unutarak ve gerek geceleyin, gerek gündüzleyin olsun ve inzâl, gerek vâki olsun ve gerek vâki olmasın.

Onun sebepleri ki, dokunma, öpme, sarmaşma, oynaşma gibi olan evveliyattır. Bunlar inzal ile neticelenirse, itikâf fasit olur (24).

Arası kesilmedikçe, delilik ve bayılma —ihtilâfsız— itikâfı müfsit değildir.

Eğer mûtekif günlerce, baygın veya mecnun olursa, itikâf fasit olur, ayıldığında itikâfına yeni baştan başlamak lâzım gelir.

Senelerce mecnun kalıp, sonra iyileşirse kazâ eder.

Bunak olup da, birkaç sene sonra, iyileşene dahi, kazâ lâzım olur.

İtikâfın mahzurları ki, mekruhatına dahi şâmil olmak üzere, memnûatı demektir: Cinsî münasebat (muvakaa) ve evveliyyatı, ve mescide ticaret için emtaa getirilmesi ve ibadet itikadiyle susmak, ve lüzumsuz, münasebetsiz kelâm söylemektir (25).

İbadet itikadına mukarin olmayan sükût, mekruh olmaz. Dil mâsiyetinden korunmak için sükût, ibadetlerin en büyüklerindendir (26).

Sibab (söğüşme) ve cidal (kavga), itikâfı ifsat etmez.

İtikâfın mahzurlarından olan hususatta, teammüt ve nisyan, gece ve gündüz ihtilâfı yoktur: Cinsî münasebet, ve bilâ ihtiyaç çıkış gibi ki, bunlar her nasıl ve ne vakit olsa, itikâfı ifsat eder.

Oruç mahzurlarından olan hususlarda, teammüd, nisyan ve gece, gündüz muhteliftir: yeme ve içme gibi ki, bunlar gündüz ve amden olmadıkça, orucu ifsat etmez (27).

------------------

(1) Vel-âkifine 'kavli keriminden ve Hazreti Zekeriyyâ ve Meryem aleyhimesselâm kıssaları hakkındaki, âyâtı kerimeden, tikâfın - şer'i kadim - olduğuna dahi,istidlâl olunur.

(2) Ezvacı tâhirat dahi, asrı saadetten başlayarak kendilerinden sonra dahi,itikâfa devam etmişlerdir.

(3) Müstahap ve diğer tâbir ile, mendup sünneti gayri müekkede demektir.Nitekim, kitab-ut-tahârede tarif olunmuştur. İtikâf babında müstahap kısmına,nefel namı dahi verilmektedir ki: Maksut, vâcip ve müekked sünnet olmayan demektir.

(4) Hattâ iki cihete kapıları olan camilerin dahillerini yol edinmek câiz olmadığı halde, taharet üzere gelip geçmek için, şer'î çare budur, yâni İtikâfı niyyetetmektir.

(5) Bununla, akıl ve İslâmı şart kılmağa hacet kalmamıştır. Çünkü, mecnunve kâfir, niyyet ehli değillerdir.

(6) Kadın evi içindeki namazgâhında, itikâf edeceğinden, her ikisine şâmil olmak üzere, İtikâfın şartı mescidi mahsusta olmak denilir. Eğer kadın evi içinde,kendisine namazgâh tâyin etmemiş ise, onun itikâfı da sahih olmaz. Nitekim, erkekiçin dahi, cemaat mescidinin gayride, vacip ve sünnet olan İtikâf, sahih olamaz.Cemaatle edayı salât meziyyeti olmadığı için umumî namazgâhlarda dahi İtikâfedilemez.

(7) Meğer ki, leylen ve neharen diye, gündüzle beraber gecenin itikâfını dahi,nezr etmiş, ola.

(8)Niyyeten tahsis, bir aydan az olanlar hakkında câri olabilir. Ay, mukadder zamana isim olmakla, onda istisna tasrih edilmedikçe, tahsis niyyetinin tesiri olmaz.

(9) İtikâf, oruç gibi olmayıp eczası bitişik bulunduğu için, onun itlâki dahi tetabuu, tasrih hükmündedir. Ayrılmak tasrih edilmedikçe, tetabû sakıt olmaz. Oruçise, kendisine mahal olmayan, gece araya sokulmakla nefsinde eczası ayrılmıştır.Binaenaleyh, savmın nezrinde tetâbû tasrih olunmazsa, lâzım olmaz.

(10) Lâkin zevcenin - belli edilmeyerek - bir ay itikâfı nezr etmesinde, zevcinin tevaliye mânî olmak hakkı vardır.

(11) Nezir ahkâmının sonlarını okuyunuz.

(12) Nezrin lüzumu hakkındaki dördüncü şarta bakınız.

(13) Maksut, vâcip ve sünnet olmayan, müstahap kısmıdır.

(14) Etse de sahih olmaz. Zevceye verilen izin, menafiini kendisine temlik demek olup, o dahi mülk ehli bulunmakla, ondan rücû olunamaz.

(15) İzin verilmekle, memlûke nefsinin menâfii, iâre edilmiş demektir. Ondanrücû olunabilir. Şu kadar ki, vadinden hulf olduğu için mekruhtur. Mükâtib için,izinsiz itikâf etmek vardır. Ve efendi, onu menedemez. Çünkü, mâkâtib tasarrufundahür gibidir.

(16) İtikâfta tetabûun lüzûmundan yalnız bu müstesnâdır.

(17) Mescidi mahsus tâbiri, cemaat mescidinden eam olarak, kadınların eviçindeki itikâf mahallerine dahi, şâmil olmak üzere, ihtiyar olunmuştur.

(18) İtikâfı terk eden belde ahalisi, isaet etmiş olurlar.

(19) Günah olmayan sözü söylemekte, beis yoktur.

(20) Üç mescit bahsine bakınız. Bu da erkeğe göredir. Kadın hakkında fazilet,evine müdavemettir.

(21) Hadisi ilâhide: «Kim bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.» buyurulmuştur.

(22) Habes ve hades tâbirleri için, kitâb-ut-tahâreye bakınız. Gusl etmek veabdest almak, hâceti şeriyyeden ise de, onlar sebepleri itibariyle, tabiî hâcetlerdensayılmıştır. İğtisâleden de maksat sebebi ihtilâm olandır. Çünkü, onun gayri, itikâfımüfsittir.

(23) Velev ki, hastayı iyadet veya cenaze namazı ve teşyii, yahut suya düşeni,yananı kurtarmak veya şehadet edası, için çıkmış olsun. Velev ki, şehadete veyacenaze namazına kendisi, tâyin edilmiş olsun. Asılda belirtilen, şehadetin edası zarûrî hâcet olarak, zikredilmiş bulunmaktadır.

(24) İtikâf yerinde ihtilâm, itikâfı müfsit olmadığı gribi, yalnız nazar ve tefekkür ile vukua gelen inzâl dahi, itikâfı müfsit değildir. Mescidi kirletmeyerek,orada yıkanmak mümkün olursa, câizdir. Ve illâ çıkıp yıkanarak, mescide döner.Cami içinde ibrik ile abdest almak dahi bunun gibidir. Bunlar, halı ve hasır ile döşenmiş olan, bizim camilerimizde olamaz.

(25) Kadına göre, cemaat mescidinde itikâf etmek dahi, mahzurattandır.

(26) Hayırsız söz söylemek, mûtekif olmayana dahi, câiz değildir. Mûtekife onuncâiz olmaması evleviyyetledir. Hayırsız söz, mekruhtur. Hâcet sırasında, mübaholan söz, hayır olmak zâhirdir. Hâcet yok ise, değildir. Camiye mübah söz söylemeküzere, girip konuşmak, ateşin odunu yemesi gibi, hasenatı imha edici, bir mekruhtur.Namaz için, girip te, mübah söz söylemek, böyle değildir.

(27) Mûtekif geceleyin içki içmek veya başkasının malını yemek gibi, dinî mahzuru irtikâp ile, itikâfı fasit olmaz.