Orucun fidyesi

Yayınlanma Nimet-i İslam

(Fidye):

$

âyeti kerimesinde, açıklanmış olduğu üzere, fakiri yedirmektir ki, dilenemiyen fakirin sabahlı akşamlı, bir günlük yiyeceğidir.

Miktaren müsâvatı cihetiyle, her gün için, bir Sadakai-fıtır, verilecek demektir (1).

Sadakai-fıtır ile bunun farkı budur ki, onda zekât gibi temlik şarttır. Bunda ise it'am suretinde olduğu gibi, ibaha kâfidir (2).

Temlik ve itayı, dilerse ramazanın evvelinde, ve dilerse sonunda eder. Verilecek fakirin müteaddit olması da, şart değildir.

Savmın bedeli demek olan fidye, âcizlerinin mevte kadar devamı şartiyle (3), yazıldığı gibi, pîri fanilere mahsus olduğundan, pirlikten başka olan özür sahipleri için (4), özrün zevalinde orucun kazasından başka bedel, câiz olamaz.

Fidye, bir de - savını ebedî - nezr eden kimse hakkında câri olur ki, ömrü oldukça - ilelebet - her gün oruç tutmayı nezr eden kimse, zayıf düşüp, nezrini ifaya kadir olamamak ve yahut kudreti var iken, birkaç gün yemiş olmak takdirinde, kazaya imkân olmadığından, fidye verir.

Fidye verecek olan kimse, onu vermeğe kadir değilse, Cenab-ı Haktan istiğfar eder - yani Allahın hakkındaki kusurundan dolayı - Allahın affını talep eder.

Fidye ancak, - binefsihî - asıl olan oruçta câiz olur: zikrolunan iki surette olduğu gibi ki, onlardan biri piri fâninin ramazan orucu ve diğeri - savmı ebedî - nezr edenin orucudur.

Asıl olmayıp ta, başka bir şeyden bedel olan oruçta, meselâ sıyamen olan kefaret bedelinde, fidye verilemez. Çünkü, bedelin bedeli olamaz : kendisine yemin kefareti, yahut katil kefareti veya zıhar kefareti, yahut iftar kefareti, terettüp edip te itakta veya it'amda bulunmağa, yahut kisvelemeğe (5) kadir olmayan kimse, hem de piri fâni olur ve yahut oruç kefaretine kadir iken, saim olmayarak, piri fâni haline gelirse, fidye veremez (6).

Heremden mâdâ olarak mezkûr olan özürlere ve ârızalara mebni, oruç yiyenler, özürleri zâil olduğundan itibaren - menhi günler dahi müstesna olmak üzere - kadir oldukları günlerde kazâ ederler.

Kadir oldukları günlerden maksat, müsafire göre, ikamet günleri, ve hastaya göre, sıhhatli oldukları günleri, ve diğerlerine göre, ferağ ve fıtam (7) ile hâdis olan kudretli günleridir.

O günlere ermeden vefat edenler, özürleri zâil olmadan ölmüş olacaklarından, kazâya kadir olmadıkları gibi, onlara iskatı savm vasiyyeti dahi, vacip olmaz (8).

Kazâya kadir olup, yâni ramazanda yediği günler kadar, ramazandan ve menhi günden sonra, sıhhat ve ikamet ve feragat üzere yaşayıp, kaza etmemiş, yahut kazâ etmeğe başlamış ise de, tamamlayamamış ise, kazâya kudreti olduğu halde, tutmadığı gün adedince, savının iskatını vasiyyet etmek, vacip olur.

Ramazan orucunu kazâda tetabû (tevali) şart değildir. Çünkü, hakkındaki nas mutlaktır. Yâni tetabu kaydi ile mukayyet değildir (9)

Ve lâkin müstahap olan - tetabû üzere tutmak - zimmetten tebriyeye ve hayır ve fazilete - müsareatle - kudret zamanından tehir etmemektir.

Eğer borcunu ödemeden, ikinci ramazan gelirse, eda kazâya takdim olunur. Mübarek ramazan günlerini, şer'î münir edâ için, tâyin etmiş olmakla, onlarda tutulan oruç, kazâ diye - niyyetlense . bile edadan vaki olur. Ve kazânın tehîrinden dolayı, bir şey lâzım gelmez. Çünkü, (eyyâmin uhar) nassı mutlaktır.

Nafile orucu tutan kimse, için, orucunu - özürsüz - dahi bozmak, imam Ebû Yûsuftan olan - bir rivayette - câizdir. Ve lâkin başlanan ibadet, nafile dahi olsa, iptal olunmak lâyık olmadığından (10), tetavvu orucunun dahi - özürsüz - bozulması tecviz olunmamak, rivayetin zahirinin muktezasıdır (11).

Nafile oruca göre ziyafet, hem konuk hakkında, hem ev sahibi hakkında özürdür (12). Amma, farz ve vacip oruca göre ziyafet özür değildir (13).

Nafile oruç tutan kimse, her ne hal üzere olursa (yâni gerek bir özre mebni olarak ve gerek hiç bir özre mebni olmayarak) olsun, orucunu bozdukta, kazâ eyler.

Meğer ki, nafile olarak başladığı oruç - menhi olan günlerde - vâki olmuş ola. Onun bozulmasına, kazâ lâzım gelmez.

------------------

(1) Asıl sadakai fıtır, yine vaciptir, sâkit değildir.

(2) Sabahlı akşamlı yahut sahurlu akşamlı, fakirlerin doyurulmasıdır.

(3) Şayet kudretlerinin avdeti farz olunsa, kaza etmeleri lâzım gelir. Muhaşşîder ki, pîrifâni sıcağın şiddetine dayanamayarak, oruca kadir olamıyorsa, iftar edipkışın kazâ eder.

(4) Gebe, emzikli, hasta, müsafir, mükrih... gibi ki, onlardan kudretli bulundukları günlerde kaza etmekten mâdâsı makbul olamaz. Çünkü, fidye - misli gayrimakul ile - kazâ demek olduğundan, sadece hakkında nass olan hususlara aittir.

(5) Bunlardan itak, zikr olunan kefaretlerin dördüne şâmildir. Doyurma vekisveleme, yemin kefaretine mahsustur. Katil kefaretinde ne doyurma, ne kisvelemevardır. Zihar ve iftar kefaretlerinde siyamdan sonra it'amdır.

(6) Çünkü, bunlarda savm, bir asıldan bedeldir ki, o da - mal ile örtmek - tir.Ondan âciz tahakkuk etmedikçe, o bedele dönülmez. Kefareti vasiyyet eder ve vasiyyeti, malinin sülüsünden muteber olur.

(7) Fatm, çocuğu sütten kesmektir. Fâtime, çocuğunu sütten kesen kadındır.Fatim, memeden kesilen çocuktur. Fıtame, sütten kesilmeye ermek demektir.

(8) Çünkü, âyeti kerimedeki iddet, son günlere yetişmemiştir. Bu mesele, ittifakidir. İhtilâf, ancak nezir suretindedir ki, «iyi olursam bir ay oruç tutmak, nezrim olsun» diye nezr eyleyen kimse, bir gün dahi iyi olsa, - indeş-şeyhayn - tambir ay için vasiyyet etmek ve İmam Muhammede göre, yalnız sıhhat bulduğu günükazâ veya -vasiyyet - eylemek lâzım olur.

(9) Nassan mütetâbi olan oruç, dörttür: Ramazan orucunun edası, zıhar kefareti, katil kefareti, yemin kefaretidir. İftar kefareti ise hadis ile sâbit ve o dahi mütetabidir. Yemin kefaretinin tetabuu, meşhur olan tarik ile nakl olunan, İbni Mes'ûd kıraeti iledir.

(10) Malûm olsun ki, nafile olarak başlanan, namaz ve orucu . bilâ özür - bozmak mekruhtur. Kazâ lâzım gelir ise de, hakkındaki delil (katiyyud-delâle) olmadığından, haram değildir. Bir özür âriz olursa, tetavvuu bozmak - ittifakla - mübaholur. Delilin kat'i olmaması, mânânın «âmâlinizin fevaitini riyâ ve süm'a gibi şeylerleiptal etmeyiniz» olması ihtimaline mebnidir.

(11) Dürrü Muhtarda, nafile orucun - özürsüz - bozulmasının cevazını, kazâ niyyetiyle olmak şartiyle takyit etmiştir.

(12) İhvanı dinden birinin ziyafetinde bulunan nafile oruçlu, kendinin savmve imsak üzere bulunmasından, ziyafet sahibi hoşnut olmayıp, üzülüyor ise, orucunuyer ve sonra kazâ eder. Hadisi şerifte «Bir din kardeşinin hakkı için oruç yiyip onukaza ettiği zaman, ona bin günlük orucun sevabı yazdır.» buyurulmuştur. Ve kendisiiçin, bu faidei celîle müjde olmuştur. Ademi riza ve teezzi kayıtları Tenvîrul-ebsardanalınmıştır. Bunların muktazası: Ziyafet sahibi onun mücerret huzuru ile hoşnut olmak suretinde, orucun yenilmemesidir. Bu da orada musarrahtır. Asılda, bu mesele- ma kablez-zevâl - olmak kaydiyle takyit olunup: Ziyafet - bâdez-zevâl - olduğunagöre oruç ebeveynden birinin - ukukunu - müstelzim olmadıkça nakz olunmaz, denilmiştir.

Ukûk: Ebeveyne isyan ve muhalefettir. Âsi evlâda âk denir.

(13)Belli günün orucunu nezr eden kimse, ziyafet özrü ile, o günde iftar etmek mübah olur mu? El-cevap: Olmaz.